4,41 milyon kişi geçici korumada, 670 bine yakın yeni sığınma başvurusu, yüzbinlerce "çıkış emri" ama sadece dörtte biri fiilen uygulanıyor. Motografi MODAR, Eurostat, Avrupa Komisyonu, IMF ve CEPR verilerini tek çatı altında toplayarak Avrupa'nın göç denklemini —siyasi söylemden arındırılmış biçimde— sayılarla anlatıyor.
Bu rapor, "mülteci" kavramını geniş anlamda —sığınmacı, uluslararası koruma statüsü sahibi ve geçici koruma yararlanıcısı— kullanır ve Avrupa Birliği'nin 27 üye devletini (gerektiğinde İsviçre/Norveç gibi EFTA ülkeleriyle karşılaştırmalı olarak) kapsar.
Veri seti; Eurostat'ın migr_asyappctza, migr_asytpsm, migr_eiord ve migr_eirtn gibi idari kaynaklardan derlenen resmi istatistik tablolarına, Avrupa Komisyonu'nun basın açıklamalarına, Avrupa Göç Ağı'nın (EMN) ülke raporlarına, UNHCR'nin küresel stok verilerine ve IMF/CEPR başta olmak üzere akademik makro-ekonomi literatürüne dayanır. Rapor, 2026 Ağustos ayı itibarıyla kamuya açık en güncel resmi yayınları esas almaktadır; bazı 2026 verileri (özellikle Ç2 dönüş istatistikleri) henüz yayımlanmadığından ilgili bölümlerde bu açıkça belirtilmiştir.
"Mülteci" = sığınmacı + uluslararası koruma statüsü + geçici koruma (Ukrayna rejimi dahil).
Her rakam en az iki bağımsız kaynakla (resmi istatistik + ikincil analiz) karşılaştırılarak kontrol edilmiştir.
Her iddia "Belgelenmiş", "Kısmen Doğrulanmış" veya "Spekülatif" olarak etiketlenir (bkz. kapanış bölümü).
Motografi MODAR, doğrulanamayan saha verilerini (özellikle belirli bölgelere atfedilen "oybirliğiyle destek" türü anket iddialarını) bu raporun kapsamı dışında tutmuştur. Aşağıdaki tüm rakamlar izlenebilir resmi kaynaklara dayanır; kaynak gösterilemeyen hiçbir veri "doğrulanmış" olarak sunulmamıştır.
2025, son on yılın en düşük yıllık sığınma başvurusu rakamlarından birine sahne oldu; 2026'nın ilk beş ayı bu düşüşün sürdüğünü gösteriyor. Belgelenmiş
2025'te AB ülkelerine 669.365 ilk kez sığınma başvurusu yapıldı — 2024'e göre %27 gerileme. Bu düşüşte, 2023–24'te zirve yapan Suriye kaynaklı başvuruların Esad rejiminin çöküşü sonrası azalması ve genel olarak sınır kontrollerinin sıkılaşması etkili oldu. 2025'te ilk kez Venezuela, 89.455 başvuruyla (toplamın %13,4'ü) Suriye'yi geride bırakarak en çok başvuru yapılan uyruk grubu hâline geldi; onu Afganistan (63.830, %9,5) ve Suriye (39.985, %6,0) izledi.
2026'nın ilk çeyreğinde AB genelinde 205.945 ilk derece sığınma kararı verildi — bir önceki yılın aynı dönemine göre %4 artış. Kararların %41'i olumlu sonuçlandı; olumlu kararların %53'ü mülteci statüsü, %24'ü ikincil koruma, %23'ü insani statü şeklinde dağıldı. Almanya, İspanya ve Fransa en çok olumlu karar veren üç ülke oldu.
Mart 2026 sonunda AB genelinde karar bekleyen başvuru sayısı yaklaşık 1,19 milyon idi — bir önceki yıla göre %6 azalma. Bu, hem başvuru akışının yavaşlamasının hem de karar kapasitesindeki artışın birleşik etkisini yansıtıyor.
2025 verisi, AB'ye yönelik sığınma hareketliliğinin coğrafyasında yapısal bir kaymaya işaret ediyor: Latin Amerika kaynaklı (özellikle Venezuela) başvurular yükselirken, Orta Doğu kaynaklı akış nispeten geriliyor. Türkiye kaynaklı başvurular 2025'te 24.205 ile toplamın %3,6'sını oluşturdu ve bu, listenin beşinci sırasındaki payına karşılık geliyor. Belgelenmiş
Rusya'nın 2022 tam ölçekli işgalinden bu yana yürürlükte olan Geçici Koruma Direktifi, Avrupa'nın en büyük tekil koruma programı olmaya devam ediyor — ve şimdi 2028'e uzatılıyor. Belgelenmiş
30 Haziran 2026 itibarıyla AB genelinde 4,41 milyon Ukrayna kökenli kişi geçici koruma statüsündeydi; bunların %98,5'i Ukrayna vatandaşı. En büyük ev sahibi ülkeler Almanya (1.286.230; toplamın %29,2'si), Polonya (961.170; %21,8) ve Çekya (390.810; %8,9). Nüfusa oranla bakıldığında tablo değişiyor: Çekya'da binde 35,8, Slovakya'da binde 27,2 ve Kıbrıs'ta binde 26,8 ile bu üç ülke, AB ortalaması olan binde 9,8'in çok üzerinde bir yük taşıyor.
Rapor güncellemesi öncesindeki değerlendirmelerde geçici korumanın 2027 Mart'a kadar uzatıldığı belirtiliyordu; ancak süreç bu tarihten sonra da ilerledi. Avrupa Komisyonu, 26 Haziran 2026'da rejimin 4 Mart 2028'e kadar bir yıl daha uzatılmasını önerdi; 15 Temmuz 2026'da AB üyesi ülke büyükelçileri bu uzatmayı onayladı ve resmî kabul süreci Temmuz sonunda tamamlanmak üzereydi. Kısmen Doğrulanmış — resmî yürürlük tarihi teyide bağlı
AB Konseyi, Rusya'nın işgali sonrası oy birliğiyle Geçici Koruma Direktifi'ni yürürlüğe koydu.
AB Konseyi, korumayı 4 Mart 2026'dan 4 Mart 2027'ye kadar bir yıl daha uzattı.
Komisyon, korumanın 4 Mart 2028'e uzatılmasını ve yeni gelen askerlik çağındaki (23–60 yaş) erkeklere, Ukrayna makamlarının izni olmadıkça statü verilmemesini önerdi.
AB üyesi ülkelerin daimî temsilcileri uzatmayı onayladı; resmî kabul Temmuz sonu–Eylül 2026 aralığında bekleniyordu.
Yeni kural, halihazırda statü sahibi olan hiç kimseyi etkilemiyor — yalnızca ileride ilk kez başvuracak, 23–60 yaş aralığındaki ve Ukrayna hukukuna göre yurt dışına çıkış izni bulunmayan erkekleri kapsıyor. Engelli bireyler, üç veya daha fazla 18 yaş altı çocuk babası olanlar ve askerliğe elverişsiz bulunanlar istisna tutuluyor. AB Göç Komiseri Magnus Brunner, düzenlemenin amacını "insani koruma ile Ukrayna'nın savunma ihtiyaçları arasında denge kurmak" olarak tanımladı; Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri ise korumanın aşamalı azaltılmasına karşı uyardı.
Haziran 2026 itibarıyla yetişkin kadınlar yararlanıcıların %43,4'ünü, çocuklar %29,6'sını, yetişkin erkekler ise %27'sini oluşturuyor. Bu oran, savaşın ilk yıllarına (2022–23) kıyasla erkek payının kademeli olarak arttığını gösteriyor — 2024 ortasında erkek payı %22 civarındaydı.
2025'te gönderilenlerin sayısı %21 arttı — ama bu, "çıkış emri" alanların hâlâ ancak dörtte birinin fiilen ülkesine döndüğü gerçeğini değiştirmiyor. Belgelenmiş
Eurostat'ın 12 Mayıs 2026'da yayımladığı yıllık veriler, 2025'te AB genelinde 491.950 üçüncü ülke vatandaşına "ülkeyi terk etme emri" verildiğini gösteriyor (2024'e göre %5,8 artış). Bu emirlerin sonucunda fiilen üçüncü bir ülkeye gönderilenlerin sayısı ise 135.460 oldu — 2024'teki 112.040'a göre %20,9'luk belirgin bir artış. Buna karşın, oransal etkinlik hâlâ düşük: 2025'te verilen emirlerin yaklaşık %27,5'i aynı yıl içinde fiili geri gönderme ile sonuçlandı (2024'te bu oran yaklaşık %24 idi).
2025'te üçüncü ülkelere yapılan dönüşlerin %59,4'ü gönüllü, %40,6'sı zorla gerçekleşti. Litvanya, Çekya ve Letonya'da gönüllü dönüş oranı %90'ı aşarken, İtalya raporladığı tüm dönüşleri "zorla" olarak sınıflandırdı — bu, ülkeler arası uygulama felsefesindeki köklü farkı gösteriyor. 2026 Ç1'de dönüşlerin %74,1'i "desteklenmiş" (reentegrasyon yardımı içeren), %25,9'u "desteksiz" gerçekleşti.
Emir ile fiili dönüş arasındaki fark; menşe ülkelerin geri kabul konusundaki isteksizliği, kimlik belgesi eksiklikleri, hukuki itiraz süreçleri ve bazı ülkelere yönelik toplu gönderim yasakları (non-refoulement ilkesi) gibi çok katmanlı engellerden kaynaklanıyor. Örneğin Suriye'ye yönelik geri gönderme, güvenlik durumu netleşene kadar büyük ölçüde sınırlı kalmaya devam ediyor — bu da "tüm mültecilerin geri gönderilmesi" yönündeki siyasi vaatlerin mevcut hukuki çerçeve içinde neden gerçekçi olmadığını açıklıyor.
Sığınma sorumluluğunun üye devletler arasında paylaşımını düzenleyen Dublin mekanizmasında da benzer bir etkinlik sorunu gözlemleniyor: talep edilen transferlerin yalnızca küçük bir kısmı fiilen gerçekleştiriliyor; bu durum, AB içi "yük paylaşımı" tartışmalarının en kronik açmazlarından birini oluşturmaya devam ediyor. Kısmen Doğrulanmış — 2026 güncel rakamı için Eurostat'ın Ç2 yayını beklenmektedir
AB hukukunda mevcut koruma statülerinin toplu biçimde iptal edilmesine imkân veren bir mekanizma bulunmuyor; ancak bireysel düzeyde geri çekme ve sıkılaştırma araçları giderek daha aktif kullanılıyor. Belgelenmiş
Uluslararası koruma statüsü; ciddi suç işlenmesi, ulusal güvenliğe tehdit oluşturulması ya da menşe ülkedeki koşulların köklü biçimde değişmesi hâllerinde AB hukuku çerçevesinde geri çekilebiliyor. 2025 verileri, ilk derece kararlarda olumlu oranın gerilediği ve ret oranlarının yükseldiği bir eğilime işaret ediyor.
Danimarka ve Çekya gibi bazı üye devletler, Ukrayna geçici koruma rejiminde ulusal düzeyde ek koşullar getiriyor; örneğin Danimarka, 23–60 yaş aralığındaki Ukraynalı erkeklere oturum iznini istihdam koşuluna bağlayan bir politika duyurdu. Bu, AB çapında değil, üye devlet düzeyinde bir sıkılaştırma örneğidir.
Avrupa Komisyonu'nun 2025'te sunduğu geçiş çerçevesi, Ukraynalı geçici koruma yararlanıcıları için istihdam, eğitim, araştırma temelli uzun vadeli oturum yollarını ve gönüllü geri dönüş için keşif ziyaretlerini kapsıyor. Bu, rejimin er ya da geç sona ereceği varsayımıyla tasarlanmış bir "yumuşak iniş" stratejisi olarak okunabilir; ancak savaşın seyri netleşmedikçe bu planların uygulamaya geçme takvimi belirsizliğini koruyor. Kısmen Doğrulanmış — planın somut uygulama takvimi netleşmedi
IMF ve CEPR'nin bağımsız modellemeleri aynı sonuca varıyor: 2022 sonrası göç dalgası, Euro Bölgesi'nin potansiyel GSYH'sini 2030'a kadar sınırlı ama olumlu yönde etkileyecek — bedeli ise entegrasyon hızına bağlı. Belgelenmiş
IMF'nin 2024 tarihli çalışma raporu, 2020–2023 döneminde Euro Bölgesi'ne yönelen net göçün (esas olarak Ukrayna kaynaklı, yaklaşık 2 milyon işçi) 2030 yılına kadar potansiyel çıktıyı %0,5 (aralık: %0,2–0,7) artıracağını öngörüyor — bu, göçmenlerin yerlilere kıyasla %20 daha düşük verimlilikte olduğu varsayılsa bile geçerli bir sonuç. CEPR'nin bağımsız modellemesi de aynı aralığı (%0,2–0,7) doğruluyor ve bunun, göçmenlerle yerliler arasında kalıcı bir beceri/verimlilik farkı oluşmaması koşuluna bağlı olduğunu vurguluyor.
İlk yıl kamu harcaması artışı AB genelinde GSYH'nin yaklaşık %0,2'si düzeyinde kalırken, kişi başına en yüksek göçmen kabul eden ülkelerde bu oran %1'e kadar çıkabiliyor. Bu maliyet esas olarak barınma, sağlık ve ilk entegrasyon hizmetlerinden kaynaklanıyor.
Toplam GSYH artsa da, kişi başına düşen GSYH kısa-orta vadede genellikle geriliyor — çünkü nüfus artışı, üretkenlik artışından daha hızlı gerçekleşiyor. Benzer büyüklükte önceki göç şoklarında (örn. İsveç örneği) kişi başı GSYH'de yaklaşık %1,7'lik bir düşüş ve yaklaşık 20 yıllık bir toparlanma süreci gözlemlenmişti.
IMF'nin bulguları, 2019–2023 arasında AB'de yaratılan 4,2 milyon istihdamın yaklaşık üçte ikisinin (2,7 milyon) AB dışı vatandaşlar tarafından doldurulduğunu; bu süreçte AB vatandaşlarının işsizlik oranının tarihi düşük seviyelerde kaldığını gösteriyor. Bu, göçmenlerin işgücü darboğazlarını hafiflettiğine dair bir gösterge olarak okunuyor. Ukraynalı mültecilerin işgücü piyasasına giriş hızı, geçici koruma rejiminin çalışma iznini neredeyse anında sağlaması sayesinde önceki mülteci dalgalarından belirgin biçimde daha yüksek. Belgelenmiş
Avrupa'nın yaşlanan nüfus yapısı göz önüne alındığında, IMF analistleri göçün, emeklilik dalgasının yol açacağı işgücü açığını hafifletmede stratejik bir rol oynayabileceğini vurguluyor. Sermaye stokunun zamanla göç artışına uyum sağlamasıyla birlikte, kişi başı GSYH üzerindeki başlangıçtaki olumsuz etkinin de sönümlenmesi bekleniyor.
Makro tablo ölçülü bir iyimserlik sunarken, konut piyasası verileri göçün yerel düzeyde yarattığı somut baskıyı gözler önüne seriyor. Kısmen Doğrulanmış — ülke bazlı elastikiyet farklılıkları büyük
Almanya odaklı akademik çalışmalar, göçle nüfusun %1 artmasının kiraları yaklaşık %1, satış fiyatlarını ise %2,5–3 oranında yukarı çekebildiğini gösteriyor — özellikle arzın kısıtlı olduğu kentsel bölgelerde.
Kısa vadede düşük vasıflı yerli işçiler üzerinde hafif bir baskı gözlemlense de, literatür uzun vadede etkinin genellikle nötr veya hafif olumlu olduğunu (tamamlayıcılık etkisi) gösteriyor.
Yeni gelen göçmen/mülteci grupları arasında ilk yıllarda işsizlik oranı yüksek seyrediyor; yerli istihdam üzerindeki etki ise ülkeye ve sektöre göre karışık bir tablo çiziyor.
Göçmen hanehalklarının, yerli hanehalklarına kıyasla gelirlerinin daha yüksek bir kısmını barınmaya ayırdığı gözlemleniyor — bu durum hem düşük başlangıç gelirinden hem de kısıtlı sosyal konut erişiminden kaynaklanıyor. 2015 sığınma krizi ve 2022 Ukrayna dalgası, özellikle büyük şehirlerde konut krizini derinleştiren iki ayrı şok dalgası olarak kayıtlara geçti.
Buna karşın Polonya örneği, entegrasyonun hızlı ilerlediği durumlarda göçün doğrudan katma değer ürettiğini gösteriyor: Ukraynalı işçilerin Polonya GSYH'sine katkısının %2–3 bandında olduğu tahmin ediliyor — bu, hem demografik açığı kapatan hem de üretime doğrudan katkı sunan nadir "başarı örneklerinden" biri olarak literatürde sıkça referans gösteriliyor. Kısmen Doğrulanmış — tahmin aralığı kaynağa göre değişiyor
Avrupa genelinde yükselen "toplu geri gönderme" söylemi, mevcut hukuki ve idari kapasiteyle örtüşmüyor. Belgelenmiş
Bazı Avrupa siyasi hareketlerinin gündeme getirdiği "tüm mültecilerin/sığınmacıların geri gönderilmesi" türü vaatler, üç yapısal engelle karşı karşıya: (1) non-refoulement ilkesi — güvenli olmayan ülkelere toplu geri gönderimi uluslararası hukuk gereği yasaklıyor; bu ilke özellikle Suriye örneğinde belirleyici; (2) menşe ülke işbirliği — geri kabul anlaşmaları olmadan veya menşe ülkenin isteksizliği durumunda fiili gönderim mümkün olmuyor; (3) bireysel hukuki itiraz hakkı — her vaka AB ve ulusal mahkemeler nezdinde itiraza açık, bu da süreci yavaşlatıyor. 2025 verileri bu üç engelin etkisini somut biçimde gösteriyor: emirlerin ancak %27,5'i fiili sonuca ulaşabildi.
Rakamlar, ne "sınırların tamamen açık olduğu" ne de "toplu geri göndermenin yakın bir olasılık olduğu" yönündeki uç söylemleri destekliyor. Eğilim, kademeli sıkılaşma yönünde: emir sayısı artıyor, uygulama oranı yükseliyor, ama sistemin yapısal sınırları (hukuki, diplomatik, idari) aynı hızda genişlemiyor.
| Gösterge | 2025 Durumu | 2026 Eğilimi | Kanıt Düzeyi |
|---|---|---|---|
| Yeni sığınma başvuruları | 669.365 (yıllık) | Düşüş sürüyor (Ç1: -%'lerde gerileme) | Belgelenmiş |
| Ukrayna geçici koruma stoku | ~4,3 M (yıl sonu) | 4,41 M'e yükseldi, 2028'e uzatılıyor | Belgelenmiş |
| Fiili geri gönderme oranı | ~%27,5 | Hafif iyileşme, hâlâ düşük | Belgelenmiş |
| Potansiyel GSYH etkisi (2030 ufku) | %0,2–0,7 | Değişmedi (model bazlı projeksiyon) | Kısmen Doğrulanmış |
| Konut/kira baskısı | Bölgesel | Kentsel alanlarda sürüyor | Kısmen Doğrulanmış |
Sayılar, AB'nin göç yönetiminde ne "kontrolsüz bir çöküş" ne de "sorunsuz bir başarı" hikâyesi anlattığını gösteriyor. Geri gönderme mekanizması yapısal sınırlarını koruyor; geçici koruma rejimi "geçici" sıfatına rağmen kalıcılaşma eğiliminde; ekonomik etki ise kısa vadeli mali yük ile uzun vadeli demografik telafi arasında ince bir denge üzerinde ilerliyor. Bu dengenin sürdürülebilirliği, büyük ölçüde entegrasyon politikalarının hızına ve üye devletler arası siyasi uzlaşının devamlılığına bağlı olacak.