Neml sûresinde ayrıntılı biçimde anlatılan Hz. Süleyman (a.s.) ve Sebe' Melikesi Belkıs kıssası; Kur'an nassı, tefsir birikimi ve tarihi kayıtlar bir arada değerlendirilerek incelenmiştir. Rapor, kıssanın ayet bazlı akışını, müfessirler arası görüş farklılıklarını ve kıssadan çıkarılan dinî-ahlaki dersleri sistematik biçimde ele almaktadır.
Bu araştırma, Kur'an-ı Kerîm'in Neml sûresinde anlatılan Hz. Süleyman (a.s.) ile Sebe' Melikesi Belkıs arasındaki kıssayı, tefsir ve tarih disiplinleri açısından ele almaktadır. Kıssa; Hüdhüd kuşunun getirdiği haber, Süleyman'ın (a.s.) mektubu, Belkıs'ın danışma kurulunu toplayarak ihtiyatlı bir siyaset izlemesi, tahtının bir mûcize olarak nakledilmesi ve nihayetinde Belkıs'ın tevhid akîdesine teslim oluşuyla sonuçlanan bir anlatı bütünlüğü sunar. Rapor, kıssanın Kur'an'da sarih biçimde bildirilen unsurlarını, tefsir ve hadis rivayetleriyle desteklenen ayrıntıları ve tarihçiler arasında ihtilaflı kalan noktaları (özellikle Belkıs'ın tarihî kimliği ve tahtı nakleden şahsın hüviyeti) birbirinden ayırarak sunmaktadır. Kıssanın merkezinde, ilim ve medeniyet üstünlüğünün zorlama olmaksızın ikna yoluyla hidayete vesile olması teması yer almaktadır.
Hz. Süleyman (a.s.), Kur'an-ı Kerîm'de saltanatlı ve azametli bir peygamber olarak tanıtılır. Hükümdarlığı, bugünkü Filistin ve Ürdün'ün tamamını, Suriye'nin bir bölümünü içine alan geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.
Süleyman (a.s.)'ın peygamberliğine eşlik eden en belirgin özelliklerden biri, kendisine verilen bazı mûcizeleri toplum yönetiminde ve hizmetinde kullanmasıdır: kuşların dilini bilmesi[1], insan, cin ve kuşlardan müteşekkil bir ordu toplayabilmesi[2] ve rüzgârın gücünden yol katetmede yararlanması[3] bu mûcizeler arasında sayılır.
Hz. Süleyman'ın adının geçtiği hemen her rivayette, Sebe' Melikesi'nin adı da anılır. Yemen'deki Sebe' devleti, dönemin kaynaklarına göre Melike Belkıs tarafından yönetilmekteydi. Onun asıl adının Belkıs binti Şerahil veya Belkıs binti Hedhad b. Sürahbil olduğu ve yirmi yıl meliklik yaptığı nakledilmiştir.
Motografi'nin standart araştırma metodolojisine uygun olarak, kıssayı oluşturan unsurlar üç kademeli bir kaynak dayanağı sınıflandırmasına tâbi tutulmuştur. Bu sınıflandırma, dinî bir hakikati sorgulamak değil, aynı kıssa içinde yer alan farklı bilgi türlerinin (nas, rivayet, tarihî yorum) hangi düzeyde temellendirildiğini şeffaf biçimde göstermek amacı taşır.
İnceleme sürecinde esas alınan kaynaklar şunlardır: Neml, Sebe' ve Enbiyâ sûrelerindeki ilgili ayetler; Taberî, Kurtubî, Fahru'r-Râzî, Âlûsî ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın tefsirleri; Tirmizî, İbn Mâce, Dârimî ve Ahmed b. Hanbel'in hadis kayıtları; ve Prof. Dr. Hamdi Döndüren'in Delilleriyle Aile İlmihali adlı eserindeki ilgili bölüm.
Kıssa, Neml sûresinin 20. ayetinden 44. ayetine kadar uzanan bölümde, belirli bir olay örgüsü içinde anlatılır. Süleyman (a.s.), Beyt-i Makdis'i inşa ettikten sonra hac için Harem-i Şerife gider; oradan Yemen yönüne ilerleyip San'a'ya ulaşır, fakat su bulamaz. Kılavuzluk yapan Hüdhüd kuşunun bir süreliğine kaybolması, kıssanın başlangıç noktasını oluşturur.
Hüdhüd, Sebe' Melikesi'nin beldesine ulaşır; onun ve kavminin güneşe secde ettiğini görüp Süleyman'a (a.s.) haber getirir.
Süleyman (a.s.), besmele ile başlayan bir mektup yazıp Hüdhüd aracılığıyla Belkıs'a gönderir.
Belkıs, devlet büyüklerini toplayarak istişare eder; askerî çözüm yerine elçilerle hediye göndermeyi tercih eder.
Süleyman (a.s.), Belkıs'ın tahtının kendi sarayına getirilmesini ister; taht bir mûcize eseri olarak göz açıp kapayıncaya kadar hazır olur.
Belkıs, billûr sarayı görünce hayrete düşer; su sandığı zeminin aslında kristal olduğunu fark eder ve iman ederek Allah'a teslim olur.
Ayetlerde Belkıs, tek başına karar almayan, danışma kurulunu dinleyen ve tedbirli bir siyaset izleyen bir yönetici olarak resmedilir. "Hükümdarlar bir ülkeye girince, orayı perişan ederler" değerlendirmesiyle, savaş yerine diplomasiyi tercih etmiştir.[6]
Kur'an, Belkıs'ın tahtının bir anda Süleyman'ın (a.s.) huzuruna getirildiğini bildirir; ancak bunu gerçekleştiren şahsın kimliği konusunda müfessirler arasında görüş ayrılığı bulunmaktadır.
Ayette geçen "İfrit adlı bir cin" ile "yanında kitaptan bir ilim bulunan kimse" ifadeleri, farklı şekillerde yorumlanmıştır. Aşağıdaki tablo, konuyla ilgili üç temel görüşü ve dayandıkları kaynakları özetlemektedir.
| Görüş | Tahtı Getiren | Dayanak | Kaynak Türü |
|---|---|---|---|
| Abdullah b. Mes'ûd (ö.32/652) | Hızır (a.s.) | Âlûsî, Rûhu'l-Meânî | RİVAYET |
| İbn Abbas (ö.68/687) | Vezir Âsaf b. Berhıyâ — "İsm-i A'zam" duasıyla | Kurtubî; Süyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr; Elmalılı | RİVAYET |
| Fahreddîn Râzî (ö.606/1210) | Bizzat Süleyman (a.s.)'ın kendisi | Mefâtîhu'l-Gayb; çoğunluk müfessirler bu görüşü zayıf bulmuştur | TARİHÎ İHTİLAF |
Hz. Âişe'den (ö.57/676) nakledilen bir hadiste, Âsaf b. Berhıyâ'nın duasında kullandığı "İsm-i A'zam"ın "yâ hayy yâ kayyûm" ifadeleri olduğu belirtilir.[10] Çoğunluk müfessirler, ayetteki "yanında kitaptan bir ilim bulunan kimse" ifadesinin üslûp bakımından Süleyman'ın (a.s.) bizzat kendisinden ziyade, maiyetinden bir kişiye işaret ettiği görüşündedir.[11]
Editöryal Not: Kaynak metinde yer alan, tahtın anlık naklinin günümüz "ışınlama" araştırmalarına ışık tutabileceği yönündeki yorum, Prof. Dr. Hamdi Döndüren'in kendi değerlendirmesidir ve tefsir geleneğinde bağlayıcı bir görüş değil, yazarın şahsi te'vili olarak kaydedilmelidir. Motografi Teolojik Araştırmalar Birimi, mûcizevi hâdiselerin modern teknolojik kavramlarla birebir denklenmesi konusunda ihtiyatlı bir okuma önermektedir.
Kur'an-ı Kerîm'de Sebe' Melikesi'nin adı açıkça zikredilmez; "Belkıs" ismi, tefsir ve tarih kaynaklarında sonradan yerleşmiş bir isimlendirmedir. Bu durum, tarihçiler arasında bir kimlik tartışmasına yol açmıştır.
Kıssanın anlatıldığı Sebe' Melikesi'nin, Hz. Süleyman ile çağdaş, M.Ö. 10. yüzyıl civarında yaşamış bir hükümdar olduğu geleneksel tefsir görüşüdür.
Bazı tarihçiler, "Belkıs" isminin, Milâttan sonra 250'li yıllarda yaşamış bir Himyerî kraliçesinin adıyla zaman içinde karıştırılmış olabileceğini ileri sürer.[15]
Kaynaklar, bu meselede kesin bir hükme varmamaktadır. Aynı isimde iki ayrı melikenin —biri Hz. Süleyman devrinde, diğeri M.S. 250 civarında— yaşamış olması da ihtimal dahilindedir. Kıssanın Kur'an'daki merkezî mesajı (hidayet ve teslimiyet), bu tarihsel kimlik tartışmasından bağımsız olarak sabittir.
Süleyman-Belkıs kıssası, Tevrat ve İncil'de de farklı şekillerde anlatılmaktadır.[14] Müfessirlerin çoğunluğuna göre, Süleyman (a.s.) daha sonra Belkıs'la evlenmiş ve onu kendi mülkünde bırakmıştır.[13]
Raporun 3, 4 ve 5. bölümlerinde ele alınan on ayrıntı, Bölüm 2'de tanımlanan üç kademeli sisteme göre aşağıda toplu biçimde sınıflandırılmıştır.
Kıssa, salt tarihî bir anlatı olmanın ötesinde, İslam düşüncesinde sıkça vurgulanan birkaç temel ilkeyi somutlaştırır.
Hz. Süleyman ve Belkıs kıssası, Kur'an'ın anlattığı en ayrıntılı peygamber kıssalarından biridir ve merkezinde hidayete giden yolun ikna ve tefekkürle açıldığı bir mesaj taşır.
Kıssanın ana çerçevesi —Hüdhüd'ün haberi, mektuplaşma, danışma süreci, taht mûcizesi ve Belkıs'ın teslimiyeti— doğrudan Kur'an nassına dayanmakta ve müfessirler arasında ihtilafsızdır. Tartışma, yalnızca ayrıntı düzeyinde —tahtı getiren şahsın kimliği ve Belkıs'ın tarihî hüviyeti— ortaya çıkmaktadır. Bu ayrıntılardaki görüş çeşitliliği, kıssanın merkezî mesajını zedelemez.
Motografi Teolojik Araştırmalar Birimi, bu tür kıssaların incelenmesinde nas, rivayet ve tarihî yorum katmanlarının birbirinden ayrıştırılarak sunulmasının, hem akademik titizlik hem de okuyucunun sağlıklı bir anlayış geliştirmesi açısından önemli olduğunu değerlendirmektedir.