Günümüzde Başörtüsü, Laiklik ve Özgürlük Kıskacı

Günümüzde Başörtüsü, Laiklik ve Özgürlük Kıskacı
Tepki Ver

Sosyoloji literatüründe bazı kavramlar vardır ki, asıl felsefi anlamlarından koparılıp toplumsal birer tahakküm aracına dönüştürülürler.

Türkiye ve dünya ölçeğinde “laiklik” ile Müslüman kadının kamusal alandaki en görünür sembolü olan “başörtüsü” ilişkisi, bu çarpıtmanın en sancılı yaşandığı alanların başında gelir.

Yirminci yüzyılın son çeyreğinde despotik bir yasakçılıkla tezahür eden başörtüsü karşıtlığı, bugün şekil değiştirmiş olsa da hem küresel ölçekte (özellikle Avrupa’da yükselen İslamofobi ile) hem de yerel hafızada hâlâ toplumsal barışın kırılgan fay hatlarından birini oluşturuyor.

Laiklik: Özgürlüğün Güvencesi mi, Bir Dışlama Aracı mı?

Fransız Aydınlanması’nın ve modern hukukun en temel kazanımlarından biri olan laiklik, özünde devletin dinler ve inançlar karşısında tarafsız kalmasını, her bireyin inanma veya inanmama özgürlüğünü güvence altına almayı hedefler. Yani laik bir devlet, bir kadının başını zorla açamayacağı gibi, zorla kapatmasını da engelleyen tarafsız bir şemsiye olmak zorundadır.

Ancak özellikle dışlayıcı laiklik yorumları, kamusal alanı dinden tamamen “steril” hale getirmek isterken, aslında devlet eliyle yeni bir dinsel/ideolojik alan inşa etmeye yönelir. Bu yaklaşımda başörtüsü, basit bir dini pratik veya bireysel bir tercih olarak değil; modernleşmeye, cumhuriyet değerlerine ve aydınlanmaya karşı bir “tehdit”, siyasi bir simge olarak kodlanır.

İşte bu noktada büyük bir mantık hatası ve sosyolojik körlük başlar: Kadını özgürleştirmeyi vaat eden bir sistem, kadının kendi bedeni ve inancı üzerindeki en temel karar hakkını elinden alarak onu kamusal alandan, üniversite kapılarından ve çalışma hayatından dışlar. Hakiki bir laik toplum, sokakta mini eteğiyle yürüyen kadının hak ve güvenliğini ne kadar kutsal görüyorsa, başörtüsüyle ameliyata giren bir doktorun veya adliyede karar veren bir hakimin varlığını da o kadar doğal ve dokunulmaz kabul etmelidir.

Edebiyatın ve sosyolojinin bize öğrettiği en büyük ders şudur: İnsan onuru, tek tipleştirmeye sığmayacak kadar geniştir. Kadınların ne giydiğiyle veya neye inandığıyla uğraşmayı bıraktığımız, onların kamusal alanda ürettiği fikre, bilime ve sanata odaklandığımız gün, hem laiklik gerçek bir özgürlük güvencesi olacak hem de toplumsal barış sahici bir zemine kavuşacaktır.

Bir tarafta laiklik adına kadının başını açmaya çalışan totaliter zihniyet, diğer tarafta ise kadının başörtüsünü kendi siyasi ve ideolojik varlığının mutlak sembolü haline getiren muhafazakâr ataerkillik vardır. Oysa kadın ne bir ideolojinin vitrin süsüdür ne de bir devletin hizaya getirmesi gereken tehlikeli bir tebaadır. Sosyal yaşamda kadının yeri, onun kendi özgür iradesiyle, aklıyla ve inancıyla seçtiği yerdir.

İlkay Üner 

 

Yazar Profili
ilkay Uner Yazar Tüm Yazılar

Araştırmacı Edebiyatçı Yazar

Kullanıcıya ait herhangi bir sosyal medya veya iletişim bilgisi bulunmamaktadır.

6 Yazı

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar