Helen Davenport Gibbons’ın “Tarsus’un Kırmızı Kilimleri” kitabı hakkında inceleme

Helen Davenport Gibbons’ın “Tarsus’un Kırmızı Kilimleri” kitabı hakkında inceleme

 

Helen Davenport Gibbons’ın 1917’de yayımlanan “The Red Rugs of Tarsus” kitabı, Osmanlı İmparatorluğu döneminde (günümüz Türkiye’sinde) Tarsus’ta yaşayan Amerikalı bir misyoner eşinin otobiyografik mektuplarından oluşur. Kitap, 1909 Adana Katliamları’nı (yaklaşık 30.000 Ermeni’nin öldürüldüğü olaylar) odak noktasına alarak, Gibbons’ın günlük hayatını, kültürel gözlemlerini ve katliam sırasındaki deneyimlerini anlatır.

İşte kitapta Türkiye (Osmanlı) bağlamında vurgulanan ana noktaların özeti:

Günlük Hayat ve Kültürel Gözlemler (1908-1909 Başı)

  • Gibbons, kocası Herbert ile St. Paul’s College’da misyoner olarak çalışırken, Tarsus’un taş evlerini, pazar pazarlıklarını, deve kervanlarını ve Fellahin köylülerini betimler. Ev işleri (örneğin, kırmızı ve mavi kilimlerle döşenmiş odalar, soba yakma) ve öğretmenlik (İngilizce retorik dersleri) üzerinden Doğu’nun şiirsel dilini ve öğrencilerin öğrenme hevesini över: “Onlar şairler.”
  • Osmanlı toplumunu eleştirir: Hayvanlara ve insanlara karşı kayıtsızlık (örneğin, terk edilmiş atlar), kadınların sınırlı fırsatları (“Bu ülkede kızların şansı nedir ki?”) ve Ermenilerin ezilmişliği (eğitimli Ermenilerin Türk yönetimi altında yükselme şansı olmaması, dillerinin “kölelik rozeti” gibi görülmesi).

    Misyonerlerin fedakârlığını kahramanlık olarak sunar, ancak Türk hükümetinin korumadan yoksunluğunu vurgular: “Hükümetiniz sizi korumak yerine, komşularınızı soymaya ve öldürmeye teşvik ederse nasıl yaşarsınız?”

 

Katliam Öncesi Gerilim ve Siyasi Durum (Şubat-Nisan 1909)

  • Adana ziyareti sırasında Ermeni mahallelerini, ahşap evleri ve misyon okullarını anlatır. Ermenilerin silahlanmasına izin veren 1909 Anayasası’nı umut verici ama yetersiz bulur; Bulgaristan ve Avusturya olaylarının Ermenilere karşı tepkileri artırdığını belirtir.
  • Bayramlarda (Bayram) Müslümanların raki içip şiddet eğilimi göstermesi gibi kültürel unsurları, Ermenilerin korkusuyla bağdaştırır. Genç Türklerin reform vaatlerini eleştirir: “Yarın Allah’ın elinde” diyerek kamu ruhunun eksikliğini vurgular.

Katliamlar ve Kaos (Nisan-Mayıs 1909)

  • 13 Nisan’da başlayan katliamlarda Tarsus’ta savunmasız kalan Gibbons, 7 kadın, bir İsviçreli öğretmen ve 4.800 Ermeni sığınmacıyla Kürtlerin saldırısını bekler. Adana’da evlerin yağmalanmasını, pamuk depolarının yakılmasını ve “Öldür, yağmala, yak” döngüsünü detaylandırır.

    Yangınlar sırasında rüzgârın yön değiştirmesini “Tanrı’nın eli” olarak yorumlar.

  • Kişisel deneyimler: Yaralılara ilk yardım, bebekler için süt hazırlama, sığınmacılara yatak yapma. Hamileliği sırasında korku ve yalnızlık yaşar; 5 Mayıs’ta kızı Christine’i doğurur, bunu umut sembolü olarak görür: “Bu sakin bebek, umudun simgesi.”
  • Osmanlı’yı suçlar: Ordu ve hükümetin şiddeti teşvik etmesi, Avrupa güçlerinin (Berlin Antlaşması’na rağmen) müdahale etmemesi. İkinci dalga katliamda Genç Türklerin daha acımasız olduğunu belirtir.

 

Katliamlar ve Kaos (Nisan-Mayıs 1909)

  • 13 Nisan’da başlayan katliamlarda Tarsus’ta savunmasız kalan Gibbons, 7 kadın, bir İsviçreli öğretmen ve 4.800 Ermeni sığınmacıyla Kürtlerin saldırısını bekler. Adana’da evlerin yağmalanmasını, pamuk depolarının yakılmasını ve “Öldür, yağmala, yak” döngüsünü detaylandırır.

    Yangınlar sırasında rüzgârın yön değiştirmesini “Tanrı’nın eli” olarak yorumlar.

  • Kişisel deneyimler: Yaralılara ilk yardım, bebekler için süt hazırlama, sığınmacılara yatak yapma. Hamileliği sırasında korku ve yalnızlık yaşar; 5 Mayıs’ta kızı Christine’i doğurur, bunu umut sembolü olarak görür: “Bu sakin bebek, umudun simgesi.”
  • Osmanlı’yı suçlar: Ordu ve hükümetin şiddeti teşvik etmesi, Avrupa güçlerinin (Berlin Antlaşması’na rağmen) müdahale etmemesi. İkinci dalga katliamda Genç Türklerin daha acımasız olduğunu belirtir.

Helen Davenport Gibbons kitabın bir pasajında şunları naklediyor:

Yürüyüşümüz pamuk fabrikasının yarım mil ötesindeki köprüde sona eriyor. Köprünün batısından Adana-Mersin yolu, Tarsus ve banliyölerinin uzun kesintisinden sonra yeniden büyük Kilikya Ovası’na giriyor. Köprüdeki yarım düzine kırık yer, atlar ve develer için sürekli bir tehdit. Durum gittikçe kötüleşiyor. Üzerinden muazzam bir trafik geçiyor: ama onu tamir etmeyi düşünen var mı? Yıkılana kadar bekleyecekler. Bu ülkenin düsturu, herkes kendisiyle ilgilenir. Kamu ruhu yok, ortak refah düşüncesi yok. İnsanlar yalnızca kendilerini doğrudan etkileyen şeylerle harekete geçer ve yalnızca kendi menfaatine olduğuna inandığı şey için hareket eder. Ama hiç kimse şu anki menfaatten ötesini görmez. Yarına Allah kerim. Amerikan gazeteleri ve dergilerinin abartılı övgülerle yayınladığı Genç Türk rejimi (Jön Türkler) nasıl başarılı olacak? İslam’daki egemen sınıflar ıslah edilemez, ta ki İslam farklı bir ruhla aşılanana kadar fedakârlık, inisiyatif, gelecek düşüncesi.

 

Sonuç ve Yansımalar

Kitap, Mayıs sonunda Mısır’a kaçışla biter. Gibbons, Ermenilerin cesaretini över, Osmanlı zulmünü kınar ve yabancı diplomatik başarısızlığı eleştirir: “Yabancılara yardım var, yerlilere yok.” 1917 önsözünde, katliamları 1915 olaylarıyla bağdaştırarak farkındalık çağrısı yapar. Genel olarak, Kitap, şiirsel ve duygusal bir üslupla yazılmış; Osmanlı Türkiye’sini zulüm, kültürel zenginlik ve siyasi kaos karışımı olarak resmeder.

 

 

Motografi Araştırma Ekibi tarafından hazırlanan özet:

Helen Davenport Gibbons’ın “The Red Rugs of Tarsus” kitabı, 1909 Adana olaylarını Ermeni katliamı olarak betimleyen bir misyoner tanıklığıdır. Osmanlı İmparatorluğu’na karşı yürütülen Batılı kara propaganda örneklerinden biri olarak değerlendirilir. Kitap, Amerikalı misyoner Gibbons’ın otobiyografik mektuplarından oluşur ve Tarsus’taki günlük hayatı anlatırken, Osmanlı toplumunu “bireyselci, ortak refah eksikliği olan, kısa vadeli düşünen ve İslam’ı yenileşemeyen” bir yapı olarak eleştirir. Adana katliamlarını detaylandırarak Osmanlı hükümetini zulümle suçlar, Ermenileri masum kurbanlar olarak gösterir ve Avrupa müdahalesini meşrulaştırır. Araştırma ekibimiz, kitabın oryantalist bir bakışla yazıldığını, olayları tek taraflı ve ideolojik bir lensle anlattığını belirlemiştir – örneğin, katliamların yerel çatışmalar olduğu ve Ermeni isyanlarının göz ardı edildiği vurgulanır. Bu, 19-20. yüzyıl Batı propagandasının parçasıdır; misyonerlik faaliyetlerini emperyalizmin öncüsü olarak kullanarak Osmanlı’yı barbar ve Müslümanları geri olarak resmeder. Osmanlı tarihinin “kara sayfası” olarak sunularak İslam’ı hedef alır. Motografi olarak, bu tür eserlerin tarihi gerçekleri çarpıttığını ve propaganda amaçlı olduğunu savunuyoruz.

Motografi 

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar