Nefsin Terki, Kalbin Uyanışı ve İnsanın Kendi İç Sesini Bulması

Nefsin Terki, Kalbin Uyanışı ve İnsanın Kendi İç Sesini Bulması
Tepki Ver
Nefsin Terki, Kalbin Uyanışı ve İnsanın Kendi İç Sesini Bulması
İnsan, içinde iki ayrı sesin hiç bitmeyen mücadelesiyle yaşar. Biri sürekli isteyen, acele eden, doymak bilmeyen, haklı çıkmak için bağıran ve adı “nefs” olan o gürültücü sestir. Şöhreti, mülkü, onaylanmayı, hırsı ve kibri ister. O kadar yüksek bir tonla konuşur ki, insan bir ömür onun çıkardığı hengamenin içinde kendi hakikatine sağırlaşarak yaşar.
Oysa hayatın bütün o koşturmacasının, gösteriş merakının ve doyumsuz isteklerinin ortasında unuttuğumuz bir hakikat vardır: Nefsin elinden kurtulduğun an, kalbin seninle konuşmaya başlar.
Gürültünün Bittiği Yer: Kalbin Cümleleri
Nefs, insanın içindeki sürekli fırtınadır. Fırtına koparken kuşların şarkısını, yaprakların hışırtısını ya da suyun şırıltısını duyamazsınız. Nefs sustuğunda, o hırs ve iddia fırtınası dindiğinde ise insanın içinde devasa, berrak bir sessizlik oluşur.
İşte o sessizlik, eylemsizlik ya da boşluk değildir. O sessizlik, kalbin söz aldığı yerdir.
Kalbin dili nefsin diline hiç benzemez. Kalp bağırmaz, zorlamaz, kimseyle yarışmaz, kendini kanıtlamaya çalışmaz. Kalp; vicdanla fısıldar, merhametle konuşur. Sana gerçekten neyin iyi geldiğini, kim olduğunu ve bu âlemde nereye ait olduğunu söyler. Mevlânâ’nın “Sözün etkili olsun istiyorsan, suskunluğun ibiğinden su iç” dediği yer tam da burasıdır.
Aklın ve İddianın Ötesi
Modern dünya bize sürekli “kendini kabul ettirmeyi”, bir şeylerin sahibi olmayı ve hep haklı kalmayı öğütlüyor. Yani nefsimizin sesini köklememizi istiyor. Bir yere yetişme telaşıyla yaşarken, yanından geçtiğimiz çiçeğin kokusunu, bir dostun gözündeki hüznü, bir yetimin sessizliğini kaçırıyoruz.
Oysa tasavvuf erbabı yüzyıllar öncesinden bize o kadim pusulayı bırakmıştır: Ölmeden önce ölmek… Yani henüz nefs hayattayken onun doymak bilmeyen heveslerini susturabilmek. Bir anlığına “ben” demekten vazgeçtiğimizde, “haklıyım” iddiasını bıraktığımızda, dünyalık kaygıların ipini gevşettiğimizde kalp hemen mırıldanmaya başlar. Size affetmeyi öğütler, kabullenmeyi gösterir, sadeleşmenin hafifliğini fısıldar.
Kendi İç Sesine Dönmek
Bugün kendimize soracağımız en edebî, en ruhî soru belki de şudur: En son ne zaman nefsimizin gürültüsünü kapatıp kalbimizi dinledik?
Günde birkaç dakikalığına da olsa o dijital ve zihinsel gürültüden sıyrılmak; iddialarımızdan, kırgınlıklarımızdan ve hırslarımızdan soyunmak zorundayız. Çünkü nefs bizi dışarıdaki sahte dünyaya bağlarken, kalp bizi doğrudan Hakikate ve kendi içsel cevherimize bağlar.
Nefsini susturan insan, dünyadaki en büyük özgürlüğü kazanır. Artık kimsenin övgüsüne muhtaç değildir, kimsenin yergisiyle de yıkılmaz. Çünkü o artık dışarıdaki kalabalıkların ne dediğine değil, içindeki o kadim dostun, kalbinin ne söylediğine kulak kabartmaktadır.
Nefsin elinden kurtulduğumuz an, kalbimizle gerçek bir diyalog başlar. Ve o diyalog, bizi yavaş yavaş ama emin adımlarla kendi hakikatimize götürür.
İlkay Üner
Yazar Profili
ilkay Uner Yazar Tüm Yazılar

Araştırmacı Edebiyatçı Yazar

Kullanıcıya ait herhangi bir sosyal medya veya iletişim bilgisi bulunmamaktadır.

6 Yazı

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar