Sevince mi açılıyordu bütün kapılar, yoksa affedince mi?
Sevince mi açılıyordu bütün kapılar, yoksa affedince mi?
Bazen insan, hayatındaki bütün kapıların kapalı olduğu hissine kapılır. Nedenini uzun uzun düşünür. Nerede yanlış yaptığını, neyi eksik bıraktığını, hangi cümleyi daha doğru kurması gerektiğini sorgular. Bir şeyleri düzeltmek için kendinden biraz daha verir, biraz daha bekler, biraz daha affeder. O kapının açılacağına inanır çünkü. Belki karşısındaki insan değişir, belki zaman bazı kırgınlıkları unutturur, belki de insanın kendi içinde büyüttüğü umut sonunda bir karşılık bulur.
İnsanların hisleri de değişiyor. Eskiden canını yakan şey, bir süre sonra sadece geçmişten kalan bir ayrıntıya dönüşebiliyor. Bir zamanlar cevabını beklediğin mesajı artık görmek istemiyorsun. Bir zamanlar dönmesini beklediğin insanın dönüşü, eskisi kadar anlam taşımıyor. Çünkü zaman yalnızca takvim yapraklarını değiştirmiyor; insanın içinde de bir şeyleri yerinden oynatıyor. Hislerin devri değişiyor. Dün çok önemli olan, bugün sıradanlaşabiliyor. Dün uğruna savaş verdiğin şey, bugün sana sadece neden bu kadar yorulduğunu hatırlatabiliyor.
Belki de affetmek her zaman yeniden başlamak değildir. Bazen affetmek, yaşananların artık hayatındaki yerini değiştirmesine izin vermektir. İçinde taşıdığın öfkeyi bırakmaktır. Ama affetmek, her şeyi eskisi gibi kabul etmek anlamına gelmez. Bazı insanları affedersin ama hayatına geri almazsın. Bazı yaraları iyileştirirsin ama o yarayı açan yere bir daha dönmezsin.
Çünkü insan bir noktadan sonra şunu anlıyor: Her kapının önünde beklemek zorunda değil.
Zaman da zaten bunun için var. Ayak uydurmak için. Değişmek için. Kendimizi dün olduğumuz insanla bugün olduğumuz insan arasında sıkıştırmamak için. Hayatın bizden istediği şey bazen daha çok çabalamak değil, artık aynı yerde durmamaktır.
Ve garip olan şu ki, insan gerçekten umursamamaya başladığında bazı şeyler kolaylaşıyor. Cevap gelmediğinde telefonu kontrol etmiyorsun. Birinin seni anlayıp anlamadığını düşünmüyorsun. Kimin kaldığı, kimin gittiği eskisi kadar büyük bir mesele olmaktan çıkıyor. Çünkü artık kendi huzurunu başkasının davranışlarına bağlamıyorsun.
İşte o zaman açılıyor kapılar ve yollar…
Belki de hiçbir zaman gerçekten kilitli değildi. Biz sadece açılması için yanlış yerde, yanlış insanın önünde, yanlış duyguyla bekliyorduk. Sürekli çalıyor, sürekli bir işaret bekliyor, sürekli içeriden bir ses gelecek sanıyorduk. Oysa bazen yapılması gereken tek şey kapının önünden çekilmekmiş.
İnsan kendini geri aldığında hayat da ona yer açıyor.
Artık umursamayınca açılıyor kapılar. Çünkü o zaman açılan kapının ardında ne olduğunu merak etmekten çok, kendi yoluna devam etmeyi öğreniyorsun. Belki bir kapı kapanıyor, ama başka bir yerde hiç beklemediğin bir pencere açılıyor. Belki kaybettiğini sandığın şeyin aslında seni yıllardır olduğun yerde tuttuğunu fark ediyorsun.
Ve belki de mesele anlık sevinçler değil.
Ve bazen en sürprizli tarafı, o kapılar açıldığında artık içeri girmek istemiyor olmanızdır.
Serpil Barın
