Arada Kalmak…

Arada Kalmak…
Tepki Ver
Son zamanlarda şunu fark ediyorum: İnsanların en çok korktuğu şeylerden biri belirsizlik.
Herkesin bir fikri, bir tarafı, bir kimliği ve bir cevabı olsun isteniyor. Sanki hayat ancak net olduğunda anlamlıymış gibi. Oysa dönüp kendi hayatıma baktığımda beni en çok değiştiren dönemlerin hiçbirinde net değildim. Ne olmak istediğimi tam bilmiyordum. Okuduğum kitaplar beni bir düşünceden diğerine sürüklüyordu. Bazen savunduğum bir fikri birkaç ay sonra yeniden sorguluyordum. Kendimi ait hissettiğim yerlerle yabancılaştığım yerler iç içe geçiyordu. Belki de bu yüzden ‘arada kalmak’ fikri uzun zamandır aklımı meşgul ediyor.
Arada kalmak genellikle olumsuz bir durum gibi anlatılır. Kararsızlık, zayıflık ya da yönsüzlük olarak görülür. Oysa insanın kendini gerçekten tanıdığı yer biraz da burası değil midir? Kesin cevapların değil, soruların olduğu yer.
Bugün geriye dönüp baktığımda, hayatımı şekillendiren birçok şeyin belirsizlik dönemlerinde ortaya çıktığını görüyorum. Bir fikre tam olarak ait hissedemediğimde, kendime yeni sorular sormaya başladım. Bir yere ait olmadığımı düşündüğümde, aidiyetin ne olduğunu yeniden düşündüm. Bazen kaybolmuş gibi hissettiğim zamanlarda aslında yeni bir yolun eşiğinde olduğumu sonradan fark ettim.
Belki de sorun, arada kalmakta değil; arada kalmayı bir eksiklik olarak görmemizde. Çünkü içinde yaşadığımız dünya bizden sürekli kesinlik talep ediyor. Hızlı karar vermemiz, net olmamız, kendimizi tanımlamamız bekleniyor. Bir görüşümüz varsa sonuna kadar savunmalı, bir kimliğimiz varsa onu tereddütsüz sahiplenmeliyiz. Oysa insan hayatı çoğu zaman bu kadar düz çizgilerden oluşmuyor.
Bir süredir edebiyat, sosyoloji, psikoloji, felsefe ve siyaset arasında dolaşırken fark ettiğim şey şu oldu: Bu alanların hepsi farklı sorular soruyor gibi görünse de aslında aynı meseleye dönüyor. İnsan kimdir? Toplum bizi nasıl şekillendirir? Düşüncelerimiz, tercihlerimiz ve hayatlarımız ne kadar bize aittir?
Belki de bu yüzden kendimi hiçbir zaman tek bir alanın içinde düşünemedim. Bazen bir romanın satırlarında karşıma çıkan bir soru, bazen gündelik hayatta rastladığım bir olay ya da siyasal bir tartışma beni aynı yere götürüyor: İnsan olmanın ne anlama geldiğini anlamaya çalıştığımız yere.
Artık şuna inanıyorum: İnsanı dönüştüren şey her zaman cevaplar değil. Bazen uzun süre peşinden gidilen sorular da insanı değiştiriyor. Belki büyümek, her şeyi çözmek değil; bazı belirsizliklerle yaşamayı öğrenmek demek.
Ve belki de insan, kendine en çok tam ortada dururken yaklaşıyor.
Bir yere tam ait olmadan. Bir düşünceye bütünüyle yerleşmeden. Yolun sonuna varmadan.
Sadece yürümeye devam ederek.
Çünkü bazen insanı büyüten şey bir yere varmak değil, bir süre o arada kalabilmektir.
Yazar Profili
Emine Baysak Yazar Tüm Yazılar

KamuYönetimi /Bilim Uzmanı Kitaplardan, fikirlerden ve gündelik hayattan hareketle insanı ve toplumu anlamaya çalışıyor🤔

Kullanıcıya ait herhangi bir sosyal medya veya iletişim bilgisi bulunmamaktadır.

6 Yazı

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar