Artık yalnız bile kalamıyor insanlar.
Artık yalnız bile kalamıyor insanlar. Kalabalıkların ortasında, ekranların ışığında, seslerin hiç susmadığı bir zamanda…
Yalnızlık bile bölünüyor, kesintiye uğruyor, yarım kalıyor. İnsan, kendisiyle baş başa kalmaya cesaret edemeden meşgul olmayı seçiyor. Çünkü yalnız kalmak artık dinlenmek değil, yüzleşmek demek.
Eskiden yalnızlık sığınaktı. İnsanın kendini toparladığı, iç sesini duyabildiği durak. Şimdi ise yalnızlık hemen doldurulması gereken boşluk gibi. Bildirimlerle, ekranda diziyle, yapay bir sohbetle.
İnsanlar artık başkalarıyla dolu ama kendileriyle eksik. Kapıyı kapatıyoruz, içeri giren çok şey var. Herkes bir şey anlatıyor, paylaşıyor, gösteriyor fakat kimse gerçekten dinlemiyor. Sadece konuşmak için konuşuluyor. Kalabalık büyüdükçe insan küçülüyor. Ses çoğaldıkça duyulan azalıyor. Herkes bir yerlere sesleniyor ama kimse kendi içine inemiyor, kendine rastlamaktan çekiniyor. Çünkü insanın içi uzun sürüyor.
Orada unutulmuş hikayeler var. Belki yarım kalmış bir cümle, üstü örtülmüş bir acı, ihmal edilmiş bir mutluluk, bir pişmanlık, bir heves.
Yalnız kalamayan insan derinleşemiyor. Derinleşemeyen insan da yüzeyde yaşıyor. Duygularını değil, sadece tepkilerini taşıyor. Kendi içine çekilemiyor, kendi karanlığında oturamıyor… Yalnızlık eksiklik değildi, bir kendine varma haliydi. İnsan, yalnızken yalan söylemezdi. Şimdi yalnızlıktan kaçıyoruz, çünkü yalnızlık bize doğruları hatırlatıyor.
Artık insanlar yalnız kalamıyor… Belki de en çok bu yüzden kendilerine hiç dokunamıyorlar. Belki de bu yüzden kimse aslında yalnız bile değil.
B. Ergin Borobey
Son günlerde okuduğum en anlamlı yazıların başında geliyor.