DÜNYA EKSİLMEYECEK
Kapanmayan İhtimaller Üzerine ✍️
Şu anda bu satırları okuduğunuz ekranın üst kısmında kaç sekme açık?
Beş, on beş, belki yirmi beş… Bazılarının başlıkları çoktan kaybolmuş, geriye yan yana sıkışmış küçük simgeler kalmış olabilir. Sonra okunmak üzere açılmış bir makale, fiyatı karşılaştırılan bir kitap, yarım bırakılmış bir belgesel, incelenecek bir eğitim programı, gidilmesi düşünülen bir şehrin otel sayfası… Bugün için gerekli olmadıklarını bildiğimiz halde onları kapatmayız.
Çünkü bir sekmeyi kapatmak, her zaman yalnızca bir internet sayfasından çıkmak değildir. Bazen bir niyetten, bazen geleceğe ilişkin bir tasarıdan, bazen de olabileceğimizi düşündüğümüz bir insandan vazgeçmektir. Açık bıraktığımız her sayfa, zamanla içeriğinden daha büyük bir anlam kazanmaya başlar. Okunmamış bir yazı olmaktan çıkar; bir gün daha meraklı, daha disiplinli ya da daha bilgili biri olacağımıza dair sessiz bir söze dönüşür.
“Bir ara okuyacağım.”
“Zaman bulunca başlayacağım.”
“Belki bir gün buraya gideceğim.”
Sekmeler, ertelenmiş geleceklerimizin küçük arşivleridir.
Bilgisayarda açık kalan her program, görünürde kullanılmasa bile bellekte yer tutar. Pencereler çoğaldıkça sistem yavaşlar, cihaz ısınır ve en basit işlem bile gecikmeye başlar. İnsan zihni elbette bir bilgisayar değildir; fakat tamamlanmamış meselelerin dikkatimizi işgal etme biçiminde benzer bir işleyiş vardır. Verilmemiş kararlar, başlanmamış işler, cevaplanmamış mesajlar ve kapanmamış ihtimaller, arka planda sessizce çalışmayı sürdürür. Bu yüzden insan bazen gün boyunca ağır bir iş yapmadığı halde kendisini tükenmiş hisseder.
Yorgunluğunun kaynağı yalnızca yaptıkları değil, yapabileceklerinin kalabalığıdır. Sürdürdüğü hayatın içinde, yaşayabileceği başka hayatları da düşünür. Modern melankolinin biçimlerinden biri belki de burada belirginleşir: Kaybettiklerimizin yanında, hiç yaşamadığımız ihtimallerin ağırlığını da taşımaya başladığımız yerde.
Geçmişte seçeneklerin daha az olduğunu söyleyerek eski hayatları romantikleştirmek doğru olmaz. Seçenek azlığı çoğu zaman toplumsal baskı, ekonomik yoksunluk ve zorunluluk demekti. Buna karşılık bugünün insanı başka bir sıkışmayla karşı karşıyadır: İmkanların çokluğu.
Dijital dünya, başka bir hayatın her an mümkün olduğunu hatırlatır. Farklı bir coğrafyada daha huzurlu, yeni bir kariyerde daha başarılı ya da başka bir çevrede daha çok kabul görebileceğimiz fikri sürekli karşımıza çıkar. İlan listeleri, çevrim içi eğitimler ve sosyal medya akışları farklı biçimlerde aynı şeyi söyler: Mevcut olan yetersizdir ve insan kendini her an yeniden kurmalıdır.
Bu düşünce, insanı zorunluluklara karşı güçlendirebilir. Ancak değişme ihtimali sürekli bir buyruğa dönüştüğünde, mevcut hayatı değersizleştirir. İnsan yaşadığı yeri, yaptığı işi ve kurduğu ilişkileri geçici bir bekleme alanı gibi görmeye başlar. Asıl hayatının ileride, başka bir yerde başlayacağına inanır.
Oysa “şimdilik” denilerek geçirilen zaman da hayatın kendisidir.
Açık sekmelerin önemli bir bölümü, gelecekteki ideal benliğimize yazılmış borç senetlerine benzer. Felsefe makalesi daha entelektüel biri olma arzusunu; yarım kalan egzersiz programı disiplinli bir bedeni; yabancı dil videosu ise sınırlarını aşacak bir benliği temsil eder. Kaydedilen tarifler, okunacak kitaplar ve başlanacak projeler, bir gün dönüşeceğimiz insana verdiğimiz sözlerdir.
Fakat gelecek geldiğinde bu sözlerin çoğunu yerine getiremeyiz. Çünkü zamanımız, dikkatimiz ve enerjimiz sınırlıdır. Her kitabı okuyamayız, her yeteneği geliştiremeyiz, her şehri göremeyiz. Buna rağmen çağın hakim kültürü, bu sınırlılığı doğal bir insanlık hali olarak değil, kişisel bir yetersizlik gibi sunar. Böylece imkanın işareti olan sekmeler, zamanla başarısızlığın küçük anıtlarına dönüşür. Bize ne yaptığımızı değil, henüz ne olamadığımızı hatırlatırlar.
Sorun yalnızca ertelemek değildir. Asıl güçlük, karar vermenin ne anlama geldiğini kabul edememektir. Çünkü seçmek, bir yolu belirlemek kadar diğer yolların bir bölümünden vazgeçmeyi de içerir. İnsan çoğu zaman yanlış seçim yapmaktan değil, seçmediği ihtimalleri kaybetmekten korkar. Bu kayıpla yüzleşmemek için bütün kapıları aralık bırakırız.
Artık istemediğimiz bir işle ilgili ilanlara bakmaya devam eder, gitmeyeceğimizi bildiğimiz bir ülkenin yaşam koşullarını araştırır, dönmeyeceğimiz bir ilişkinin mesajlarını silmeyiz. İhtimali koruduğumuzu düşünürüz; oysa çoğu zaman yalnızca yas tutmayı erteleriz. Çünkü bazı olasılıkların kapanması da bir kayıptır.
Üstelik yaşanmamış hayatların yasını tutmak, yaşanmış kayıplardan daha zordur. Hatırlanacak gerçek anılar yoktur; buna rağmen eksiklik hissi vardır. Başka bir kulvarda yürüseydik kim olacağımızı hiçbir zaman kesin olarak bilemeyiz.
Bu belirsizlik, seçilmemiş hayatları zihinde kusursuzlaştırır. Onların sıradan sabahlarını, hayal kırıklıklarını ve tekrarlarını görmeyiz. Yaşanmamış hayat yalnızca parlak tarafıyla belirir. Gerçek hayat ise bütün pürüzleriyle karşımızdadır. İhtimalin daha güzel görünmesi bu nedenle şaşırtıcı değildir.
İnsan hayatını sürekli bu kusursuz ihtimallerle karşılaştırdığında, elindekine haksızlık etmeye başlar. Gerçek olan, hayal edilene karşı daima dezavantajlıdır. Çünkü gerçekliğin yorgunluğu vardır; hayalin ise yalnızca vaadi.
Dijital çağ bu karşılaştırmayı hayatın her alanına taşır. Bir film seçmeden önce yüzlerce öneriyi inceler, bir kitap okumadan önce onlarca listeyi tararız. Seçim yapmayı kolaylaştırması beklenen bilgi bolluğu, çoğu zaman karar vermeyi zorlaştırır. Her yeni seçenek, seçtiğimiz şeyin en iyisi olmayabileceği kuşkusunu büyütür. Sonunda seçim yapmak yerine seçenek biriktirmeye başlarız.
Bu alışkanlık yalnızca tüketim tercihlerimizi değil, hayatla kurduğumuz ilişkiyi de değiştirir. Yeni bir düşünceye ilgi duyar, ilk güçlükte başka bir alana geçeriz. Bir işe hevesle başlar, yenilik duygusu kaybolduğunda onu yarım bırakırız. Böylece çok sayıda başlangıcımız, fakat az devamlılığımız olur.
Oysa anlam çoğu zaman başlangıç heyecanı geçtikten sonra ortaya çıkar. Bir insanı tanımak, bir düşüncede derinleşmek, bir işte ustalaşmak veya bir yere ait olmak; merak kadar süreklilik de ister.
Bu nedenle çözüm, bütün sekmeleri düşünmeden kapatmak değildir. Bazı ihtimaller gerçekten gereklidir. Başka bir yolun mümkün olduğunu bilmek, insanın zorunluluklara teslim olmasını engeller. Açık bırakılan kimi sayfalar, değişecek bir hayatın ilk işareti olabilir. Fakat bir ihtimali değerlendirmekle onu süresiz biçimde açık tutmak aynı şey değildir.
Beklemek ile askıda yaşamak arasında belirgin bir fark vardır. Bekleyen insan, kararının olgunlaşmasına izin verir. Askıda yaşayan insan ise kararın doğuracağı kayıptan kaçınır.
Belki de zaman zaman ekranın üst kısmına bakıp kendimize şu soruyu sormamız gerekir: Bu sekmeyi gerçekten kullanacak mıyım, yoksa yalnızca temsil ettiği kişiden vazgeçemediğim için mi açık tutuyorum?
Bazı sayfalar kaydedilmeyi, bazıları eyleme dökülmeyi bekler; bazıları ise sadece sessizce kapatılmalıdır. Çünkü vazgeçmek bir yenilgi değil; dikkati geri almak, sınırları kabul edip gerçek hayata dönmektir. İnsan her şeyi tüketemeyeceğini anladığında eksilmez. Aksine, sınırlı zamanını neye vereceğini seçtiğinde, kendisine ait gerçek bir hayat kurmaya başlar.
Belki bu yazı bittiğinde, uzun zamandır açık duran ve artık size hiçbir şey söylemeyen bir sekme göreceksiniz. İçinde bir zamanlar olmak istediğiniz, fakat artık olmadığınızı bildiğiniz biri bekliyor olabilir.
Onu kapatın.
Dünya eksilmeyecek.