Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde Anlattığı Çerkez ve Abhaz Cadıları
Evliya Çelebi (1611-1682), Osmanlı İmparatorluğu’nun ünlü seyyahı ve yazarıdır. Seyahatname adlı 10 ciltlik eserinde, 40 yılı aşkın seyahatleri sırasında gördüğü coğrafyaları, kültürleri ve olağanüstü olayları detaylı bir şekilde anlatır. Bu eser, tarihî bir belge olmanın ötesinde, dönemin folklorik inançlarını da yansıtır. Özellikle 7. ciltte yer alan Kafkasya seyahati sırasında bahsettiği Çerkez (Circassian) ve Abhaz (Abkhaz, Abaza) cadılarının (obur adı verilen varlıklar) gökyüzündeki savaşı, vampirizmle bağlantılı unsurlar içerir. Bu olaylar, 17. yüzyıl Osmanlı coğrafyasında yaygın olan büyü, hortlak ve cadı inançlarını temsil eder. Aşağıda, olayları tarihsel bağlamı, detaylı anlatımı, vampir bağlantıları ve kültürel kökenleriyle birlikte ele alacağım. Bilgiler, Seyahatname’nin orijinal metinlerinden ve ikincil kaynaklardan derlenmiştir; bazıları Çelebi’nin şahsi gözlemleri, bazıları yerel anlatılardır.
1. Olayın Tarihsel ve Coğrafi BağlamıOlay, hicri 1076 Şevval ayının 20. gecesinde (miladi takvimle yaklaşık 24 Nisan 1666) gerçekleşir. Evliya Çelebi, Kırım Hanı’na eşlik ettiği bir seyahatte Kafkasya’ya, özellikle Çerkezistan’ın Hatukay aşiretine bağlı Pedsi (veya Petsi) köyüne ulaşır. Köy, Obur Dağı (bugünkü Kuzey Kafkasya’da Abhazya-Çerkezistan sınırına yakın bir bölge) civarındadır. Bu bölge, Osmanlı’nın etkisi altında olsa da, yerel kabileler (Çerkezler ve Abazalar) arasında tarihsel düşmanlıklar vardır. Çelebi, bu düşmanlığın doğaüstü bir yansımasını “karakoncolos gecesi” olarak tanık olur – yılda bir kez yaşanan, cadıların savaştığı bir gece. Karakoncolos, Balkan ve Kafkas folklorunda kış gecelerinde ortaya çıkan kötü ruhları simgeler; cadı, hortlak ve vampir inançlarıyla iç içedir. Bu anlatı, Orta Asya’dan Balkanlar’a uzanan Türk halklarının “obur” (ubır, upır, uvır) inancını yansıtır; obur, kan emici, mezardan dirilen veya uçan bir varlık olarak tanımlanır ve modern vampir mitinin kökenlerinden biri olarak görülür.
2. Çerkez ve Abhaz Cadılarının Savaşı: Detaylı Anlatım

Evliya Çelebi, zifiri karanlık bir gecede konaklarken, aniden kıyamet gibi yıldırımlar ve şimşekler kopar. Köylü Çerkezlere sorar ve şu cevabı alır: “Vallahi yılda bir defa böyle karakoncolos gecesi olur, Çerkez oburları (cadıları) ile Abaza oburları göklere uçup ceng-i azim eder, vuruşurlar.” Köylüler, dışarı çıkıp izlemelerini tavsiye eder; Çelebi, 70-80 kişiyle birlikte dışarı çıkar.
Abhaz (Abaza) Cadıları: Obur Dağı’ndan gelirler. Köklerinden sökülmüş devasa ağaçlar, küpler, tekneler, hasırlar, araba tekerlekleri, fırın süpürgeleri, insan ve hayvan cesetleri gibi nesnelerin üzerine binerek havada uçarlar. Bu, klasik cadı mitindeki süpürge uçuşunu çağrıştırır.
Çerkez Cadıları: Habeş Dağı’ndan (veya Heyhat Sahrası’ndan) gelirler. At, sığır, deve leşleri, gemi direkleri gibi ölü hayvan ve eşyalara binerler. Elllerinde yılanlar, evrenler (büyük yılanlar), ipler, adam/at/deve kelleleri vardır; gözlerinden, burunlarından ve kulaklarından ateşler saçarlar, fil dişi gibi dişleri dışarı fırlamıştır.
Savaş altı saat sürer: Kulakları sağır eden bağırışlar, feryatlar, gök gürültüsü ve şimşekler arasında çarpışırlar. Havadan keçe, sırık, küp, tekne parçaları, araba tekerlekleri, hayvan uzuvları (at, deve başları, cesetler) ve eşyalar yağar. Nihayet, yedi Abaza oburu ile yedi Çerkez oburu birbirine sarılı halde yere düşer. Çerkez halkı müdahale eder; Çerkez cadıları, iki Abaza cadısını boyunlarından kanlarını emerek öldürür ve cesetlerini ateşe atar. Horozların ötmesiyle gün doğar, cadılar dağılır. Ertesi gün, Çelebi bölgeyi inceler: Binlerce leş (at, eşek, domuz, yılan, çıyan, keçi, koyun, ayı, fil, mezardan çıkmış ölüler) yığınları görür. Köylüler, 40-50 yıldır böyle şiddetli bir savaş görmediklerini söyler. Çelebi, olaya “münkir” (inkârcı) olmadığını, kendisi ve binlerce şahitle tanıklık ettiklerini vurgular. Bu savaş, yerdeki kabile rekabetini (Abazalar’ın Çerkez aşiretlerine karşı tarihsel savaşları) göğe yansıtır; cinlerin vilayetleri koruduğu gibi, cadıların da taraf tuttuğu inanılır.
3. Vampir Olayları ve Obur İnancı
Obur, Seyahatname’de cadı, hortlak ve vampir eş anlamlısı olarak kullanılır. Tatarca’da “cadı, sihirbaz, mezardan dirilen kan emici” anlamına gelir; eski Türk boylarında (Uygur, Tatar, Karaçay, Çuvaş) benzer varyasyonlar (ubır, upır) vardır. Orta Asya’dan Kafkaslar’a göçlerle yayılmıştır. Vampir bağlantıları şunlardır:
Ölü Oburlar (Zombi/Vampir Benzeri): Karakoncolos gecelerinde musallat olur, kurbanlarının kanını emer, hastalık bırakır. Tedavi: “Obur tanıtıcı” (cadı avcıları) ücretle mezarları arar; toprağı eşilmiş mezar kazılır, kan emdiği için gözleri kan çanağına dönmüş, çürümemiş leş çıkarılır. Göbeğine böğürtlen kazığı çakılır, ateşte yakılır; hasta şifa bulur. Yaşayan Oburlar: Halk arasında gezer, kudurunca kulağı arkasından emer. Yakalanır, zincire vurulur; üç gün üç gece sonra suçlarını itiraf eder (kanla beslenme, uzun yaşam, atalarla savaş). Göbeğine kazık çakılır, çıkan kan hastaya sürülür, leş yakılır. Bu, taundan daha fenadır; Moskov, Leh, Çek, Rumeli gibi bölgelerde yaygındır.
Vampirizm Kökeni: Kan emme, çürümeme, kazık çakma ve yakma, modern vampir mitini (Bram Stoker’ın Dracula’sı) etkiler. Obur, vampir kelimesinin Türkçe kökenli olabileceği tartışılır; Balkan pagan inançlarıyla Osmanlı fetvası (Ebussuud Efendi: kalp bölgesine sopa, baş kesme, yakma) birleşir.
4. Diğer İlgili Paranormal Olaylar
Büyücü Kadın ve Dönüşüm: Bulgaristan’ın Çalıkkavak köyünde, Evliya bir evde dinlenirken çirkin bir acuze kadın girer. Yedi çocuğu etrafını sarar; kadın kül serpip efsun okur, çocuklar piliçe dönüşür, kendisi tavuğa olur. Dışarıda atlara musallat olurlar. Köylüler yakalar, kilisede papaz “afaroz-u mandolos” (lanetleme) yapar. Köylü: “Yılda bir karakoncolos olur, zararı yoktur.” Vampir bağlantısı dolaylı: Dönüşüm ve musallat.
Tatar Büyüsü: Kırım dönüşünde Kuban nehrinde fırtına çıkar. Bir Kalmuk Tatarı: “Başınıza rüzgârı koparan bendim… At, kürk ve yüz kuruş verin, suyu dondurayım.” Ormanda necasetini alnına sürüp savurur; bulutlar toplanır, göl buz tutar. Grup geçer.
5. Kültürel ve Tarihsel DeğerlendirmeBu anlatılar, Osmanlı’da cadılık ve vampirizm inançlarının yaygınlığını gösterir; Orta Asya şamanizmi, Balkan paganizmi ve İslamî fetvalarla karışmıştır. Evliya Çelebi, olayları abartılı anlatır ama folklorik değer taşır – bazıları gerçek gözlemler, bazıları yerel efsaneler olabilir. Modern yorumlarda, bu savaş vampir mitinin erken bir örneği olarak görülür; kan emme ve yakma gibi unsurlar Bram Stoker’ı etkilemiş olabilir.
Motografi