Hatırlamanın Eşiğinde
Hatırlamanın Eşiğinde
İnsan bazen hiçbir şeyini yitirmediği hâlde eksik uyanır. Dünya yerli yerindedir; gök aynı göktür, rüzgâr aynı rüzgâr. Fakat gönülde adı konulmayan bir hasret dolaşır.
Sanırız ki bir şeyi kaybettik. Oysa belki kaybettiğimiz değil, unuttuğumuzdur.
Bazı güzellikler neden ilk görüşte tanıdık gelir? Bir ağacın gölgesi, bir çocuğun tebessümü, yağmurun toprağa düşüşü… Çünkü hakiki güzellik, yeni bir şey göstermez; gönlün ezelden bildiğini usulca hatırlatır.
İnsan eksikliğini çoğu zaman dünyada tamamlamaya çalışır. Bir dosta, bir şehre, bir başarıya tutunur. Her birine kavuşur; ama gecenin sessizliğinde aynı özlem yeniden kapısını çalar.
Çünkü kalbin aradığı, kendisinden küçük hiçbir şey değildir.
Her güzellik bir işarettir. Çiçek bahçeyi haber verir; dalga denizi, pencere ufku… İşarete gönül bağlayan, yolu unutur. İşaretin gösterdiği yöne yürüyen ise hakikate yaklaşır.
Belki de dinmeyen hasret, bir eksiklik değil; eve çağıran sestir. Pusulanın kuzeyi unutmaması gibi, ruh da aslını unutmaz.
Ömür, sahip olmak için değil; hatırlamak içindir.
Bir kuşun kanadında, bir çiçeğin kokusunda, gecenin sessizliğinde aynı davet yankılanır:
“Gel…”
İnsan yolun sonunda anlar ki hiçbir güzellik tutulmak için verilmemiştir. Hepsi, Güzeller Güzeli’ni hatırlatan birer aynadır.O vakit aramak sona ermez; aramak, hatırlamaya dönüşür.
Ve gönül bilir:
Varılacak yer uzaklarda değildir.
İnsanın asıl yolculuğu, ezelden içinde yankılanan çağrıya yeniden kulak verebilmektir.
Yurdanur Gül