İstemek Yetmez: Boş Arzunun Psikolojisi ve Sosyolojisi
İnanmak isteyen inanır.
Affetmek isteyen affeder.
Anlamak isteyen anlar.
Mücadele etmek isteyen eder.
Gitmek isteyen gider.
Kalmak isteyen kalır.
Bu cümleler ilk bakışta teselli gibi durur. Sanki hayatın düğümü niyetle çözülecekmiş gibi. Oysa asıl mesele “istemek” değildir. Asıl mesele, isteğin içinin dolu olup olmadığıdır.
Bugünün insanı her şeyin iyi olmasını ister. İlişkinin düzelmesini, karakterin değişmesini, evin huzurlu olmasını, kendisinin daha güçlü görünmesini. Ama bu isteğin çoğu zaman yolu yoktur. Planı yoktur. İnancı yoktur. Azmi yoktur. Saygısı yoktur. Değeri yoktur. Sabır yoktur. Ortada yalnızca sonucun güzel durmasını isteyen bir duygu vardır. Süreçle yüzleşmek isteyen bir irade yoktur.
İşte bu yüzden modern arzunun içi boştur.
İstek bir duygu, irade bir karakterdir
Psikolojide niyet ile davranış arasındaki mesafe, “intention-action gap” olarak adlandırılır. İnsan bir şeyi istemekle o şeyi gerçekleştirmeyi birbirine karıştırır. Zihin, arzuyu ürettiği anda işin bir kısmını bitmiş sayar. “Ben aslında değişmek istiyorum” cümlesi, değişimin yerine geçer. “Affetmek istiyorum” demek, affetmenin yerine geçer. “Anlamak istiyorum” demek, dinlemenin yerine geçer.
Bu bir tembellik değil, bir savunmadır.
Ego, sonucu ister çünkü sonuç görünür. Emek görünmez. Beklemek görünmez. Yanılmak görünmez. Küçülmek görünmez. Ego sahneye çıkmak ister; süreç ise sahnenin arkasında kalmayı ister. Bu yüzden birçok insan “iyi bir hayat” istemez. İyi görünen bir hayat ister.
Gizli narsisizm tam burada devreye girer. Klasik narsisizm övünerek konuşur. Gizli narsisizm ise kırılganlık, mağdurluk ve “aslında ben daha iyisini hak ediyorum” hissi üzerinden işler. Kişi kendini çok hisseden, ama bedel ödemeye yanaşmayan bir iç dünyada yaşar. Değişmek ister, fakat değişimin gerektirdiği ego kaybını kabul etmez. Sevilmek ister, fakat sevilmeyi mümkün kılan sabrı, tevazuyu ve sürekliliği taşımaz.
Boş istek tam olarak budur: arzu vardır, karakter yoktur.
Neden herkes istiyor da kimse yapmıyor?
Çünkü “istemek” artık bir eylem değil, bir kimlik haline geldi.
Modern kültür, arzuyu performanslaştırır. İnsan değişmek zorunda kalmadan “değişim isteyen biri” olabilir. Anlamak zorunda kalmadan “anlayışlı biri” olabilir. Mücadele etmek zorunda kalmadan “mücadeleci biri” olabilir. Sosyal medya bu yanılsamayı büyütür. Paylaşılan niyet, yaşanan hayatın yerine geçer. Yazılan farkındalık, uygulanan disiplinin yerine geçer.
Sosyolojik olarak bakıldığında bu, geç modernliğin tipik hastalığıdır. Toplum hız ister, görünürlük ister, anında ödül ister. Sabır ise antika bir erdem gibi durur. İlişkiler “uyum” üzerinden kurulur, “inşa” üzerinden değil. İşler “motivasyon” üzerinden yürür, “ritüel” üzerinden değil. Aşk “his” üzerinden konuşulur, “sadakat” üzerinden değil.
Sonuç olarak ortaya şu tablo çıkar:
İnsan bağ ister, ama bağın ağırlığını istemez.
Anlaşılmak ister, ama yanlış anlaşılma riskini istemez.
Affedilmek ister, ama yüzleşmeyi istemez.
Kalınmak ister, ama kalınacak bir kişi olmayı istemez.
Bu bir ahlak dersi değildir. Bu, bir karakter ekonomisidir. Her gerçek istek bir bedel taşır. Bedelsiz istek ise fantezidir.
Ego görünmek ister, narsisizm emek istemez
Ego her zaman düşman değildir. Ego, benliği ayakta tutar. Sorun, egonun gerçekliği yönetmeye başlamasıdır.
Gerçek bir istek şu soruyu kaldırabilir:
“Bunun için neyi küçültmem gerekiyor?”
Boş istek ise şu soruyu sorar:
“Bunun için kim beni takdir edecek?”
Bu iki soru arasındaki fark, psikolojik olgunluk farkıdır.
Affetmek isteyen kişi, haklılığını biraz bırakır.
Anlamak isteyen kişi, kendi anlatısının merkezde olmasından vazgeçer.
Mücadele etmek isteyen kişi, konforunu kaybeder.
Kalmak isteyen kişi, kaçış fantazisini gömer.
Gitmek isteyen kişi, alışkanlığın güvenliğini terk eder.
Yani her gerçek hareket, bir ego kaybıdır.
Gizli narsisizm bunu kaldıramaz. Çünkü gizli narsisizm için asıl mesele dönüşmek değil, zedelenmemektir. Kişi “ben aslında iyiyim, şartlar kötü” anlatısına yapışır. Böylece ne sucu olur, ne de sorumlu. Sadece potansiyeli çalınmış biri gibi hisseder. Potansiyel ise eyleme dönüşmedikçe bir identite dekorudur.
Bu yüzden birçok ilişki, iş, dostluk ve içsel dönüşüm aynı yerde kırılır: insan sonucu ister, ama kendini yeniden kurmayı istemez.
Boş arzunun toplumsal yüzü
Bireysel psikoloji burada bitmez. Çünkü boş istek yalnızca kişisel bir zaaf değil, kültürel bir üretimdir.
Tüketim toplumu insanı “hemen şimdi”ye alıştırır. Seçenek çoğaldıkça bağlılık azalır. Bir ilişki zorlaşınca başka bir ilişki hayali doğar. Bir iş sıkılınca başka bir hayat fantezisi açılır. Bir karakter özelliği acı verince “ben böyleyim” kılıfı bulunur.
Bu kültürde sabır, başarısızlık gibi görünür. Süreklilik, sıkıcılık gibi görünür. Derinlik, yavaşlık gibi görünür. Oysa karakter tam da yavaşlığın içinde oluşur.
Toplum “kendini bul” der, ama kendini inşa etmeyi öğretmez.
“Sınır koy” der, ama sınırın bedelini konuşmaz.
“Değerini bil” der, ama değer üretmenin emeğini göstermez.
Böylece insanlar yüksek beklenti, düşük kapasite ile yaşar. İstedikleri hayat ile kaldırmaya razı oldukları hayat birbirinden kopar. Kopukluk büyüdükçe öfke artar. Öfke arttıkça suçlu aranır. Suçlu bulundukça kişi kendi iradesine dönmez.
Bu döngünün sosyolojik adı konforsuzluk kaçışıdır. Psikolojik adı ise olgunlaşmayı ertelemektir.
Gerçek istek nasıl anlaşılır?
Gerçek istek gürültülü değildir. Slogan da değildir. Gerçek istek, tekrar eden küçük davranışta görünür.
İnanmak isteyen kişi, şüpheye rağmen durur.
Affetmek isteyen kişi, hikâyesini her gün yeniden mahkemeye taşımaz.
Anlamak isteyen kişi, cevap üretmeden önce susar.
Mücadele etmek isteyen kişi, motivasyon gelmesini beklemez.
Gitmek isteyen kişi, yarım veda etmez.
Kalmak isteyen kişi, kaçabileceği günlerde de orada durur.
Yani gerçek istek, duygu yoğunluğuyla değil, davranış sürekliliğiyle ölçülür.
Burada sert bir ayrım vardır:
İnsan neyi hayal ettiğini değil, neye katlandığını ister.
Çünkü katlanılan şey, değer verilen şeydir. Değer verilen şey de karakteri kurar.
Her şey istemeye bakmaz
Baştaki cümleye dönelim.
İnanmak isteyen inanır.
Affetmek isteyen affeder.
Anlamak isteyen anlar.
Mücadele etmek isteyen eder.
Gitmek isteyen gider.
Kalmak isteyen kalır.
Bu sözler ancak şu ekle birlikte doğrudur: isteyen değil, isteğinin içini dolduran.
Yol koyan.
Plan yapan.
İnancı tekrar eden.
Azmi sıradan güne taşıyan.
Saygıyı öfkeden üstün tutan.
Değeri konfora tercih eden.
Sabırla kendi egosunu küçülten.
Aksi halde istek, yalnızca güzel duran bir cümledir. Cümleler ise hayat değiştirmez. Hayatı değiştiren şey, cümlenin arkasında duran kişidir.
İnsanlar her şeyin iyi olmasını istiyor.
Ama iyi olan şey, isteyenin değil, taşıyanın elinde kalır.
KadirhanTürkoğlu