Kendine Geç Kalmak

Kendine Geç Kalmak
Tepki Ver

Kendine Geç Kalmak

“Huzur, herkesin olduğu yerde değil; kendini bulduğun yerdedir.”Belki de insanın en büyük yanılgısı, huzuru dışarıda aramasıdır. Daha çok insanın içinde, daha çok konuşmanın arasında, daha çok başarıda, daha çok görünür olmada… Oysa insanın içinde büyüyen boşluk, kalabalıklarla dolmuyor. Çünkü kalabalık ses verir; huzur ise sessizlik ister.Hayatın büyük bir kısmını başkalarına yetişmeye çalışarak geçiriyoruz. Beklentilere, sorumluluklara, zamana, telaşa, bitmeyen listelere…

Bir gün dönüp geriye baktığımızda fark ediyoruz ki en çok ihmal ettiğimiz kişi, aynaya baktığımızda gördüğümüz insan olmuş. İşte o zaman şu cümle bütün ağırlığıyla insanın içine oturuyor: 

“Herkese yetişmeye çalışırken, insan en çok kendine geç kalır.”

Bir ağacın gölgesinde saatlerce oturup hiçbir şey yapmadan sadece rüzgârı dinlediğiniz oldu mu? Ya da sabahın erken saatlerinde, henüz şehir uyanmadan yürüdüğünüz… O anlarda insan, hayatın aslında ne kadar sade olabileceğini hissediyor. Çocukluğumuzun yaz akşamları geliyor akla. Elektrikler kesildiğinde korkudan değil, yıldızları daha net görebildiğimiz için sevindiğimiz günler… Dedemizin avlusunda demlenen çayın kokusu, ninemizin sessizce yaptığı dualar… O zamanlar huzurun adını bilmiyorduk ama onu yaşıyorduk.

Bugün ise hız çağında yaşıyoruz. Sürekli yetişmemiz gereken bir yer, cevaplamamız gereken bir mesaj, tamamlamamız gereken bir iş var. İnsan yorulmuyor aslında; bölünüyor. Dikkati bölünüyor, zamanı bölünüyor, ruhu bölünüyor. Ve bölünen bir ruh, hiçbir yere tam olarak ait hissedemiyor.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, “Aradığın seni arayandır,” derken belki de insanın en uzun yolculuğunun kendi içine olduğunu anlatıyordu. Yunus Emre ise “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir,” diyerek bütün bilgilerin sonunda insanın yine kendine döneceğini söylüyordu. Yüzyıllar değişse de insanın arayışı değişmiyor.

Bazen düşünüyorum; yıllar sonra geriye dönüp baktığımda hangi anları özleyeceğim? Daha çok çalıştığım günleri mi, yoksa annemle içtiğim bir fincan çayın sessizliğini mi? Daha fazla para kazandığım zamanı mı, yoksa dostlarla edilen samimi bir sohbeti mi? Cevap çoğu zaman belli. Çünkü insanı yaşatan büyük başarılar değil, küçük ama hakiki anılardır.

Belki de bu yüzden bazı insanlar sessiz sedasız bir hayatı seçiyor. Kimseye bir şey ispat etmeden, gösterişten uzak, kendi emeğiyle, kendi vicdanıyla yaşamak… Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen bu hayatlar, aslında en derin zenginliği taşıyor. Çünkü huzur; alkışın içinde değil, gönlün sükûnetindedir.

Hayat bize sürekli daha fazlasını istemeyi öğretiyor. Oysa bazen eksiltmek çoğaltmaktır. Daha az eşya, daha az gürültü, daha az telaş… Buna karşılık daha çok kitap, daha çok tefekkür, daha çok dostluk ve daha çok iç huzuru…

Sanırım insanın olgunluğu da burada başlıyor. Dünyadan kaçmakta değil; dünyanın gürültüsü içinde kendi sessizliğini koruyabilmekte. Herkese yetişmeye çalışırken kendine geç kalmamakta. Çünkü insan, en sonunda yine kendine döner. Ve eğer o dönüşte kendisini bulabiliyorsa, işte gerçek huzur orada başlar.

Belki de hayatın bütün özeti tek cümlede saklıdır:

Huzur, herkesin olduğu yerde değil; kendini bulduğun yerdedir. Kendine zaman ayırmayı erteleyen insan ise, en çok kendine geç kalır.

Yurdanur Gül

Yazar Profili
MAHPERI NUR Yazar Tüm Yazılar

Araştırmacı/ Edebiyatçı/ Yazar/ Düşünür

2 Yazı

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar