Sessiz Yorgunluk
Sessiz Yorgunluk
Akşam olup da eve döndüğümüzde, gün boyu fiziksel olarak ağır bir iş yapmamış olsak bile üzerimize çöken o tarif edilemez ağırlığı bilirsiniz. Bedenimiz dinlenmek ister; fakat koltuğa uzandığımızda bile zihnimiz durmaz. İşte bu, bedenin değil, ruhun ve zihnin taşıdığı “sessiz yorgunluktur”.Peki, görünürde hiçbir şey yapmazken insanı bu kadar tüketen şey nedir?
İnsanı en çok yoran şey, yapamadıkları ve sürekli ertelemek zorunda kaldığı kararlardır. Karar verme yorgunluğu, sürekli bir şeylere yetişme telaşı ve başkalarının hayatlarını izlerken içimizde büyüyen o adı konmamış kıyaslama duygusu… Zihnimiz gün içinde yüzlerce küçük kararla ve bilgi çöpüyle dolup taşar. Bir süre sonra bu birikim, ruhun üzerinde görünmez bir tortu bırakır.
Görünürde bir hastalığımız yoktur. Kan tahlillerimiz temiz çıkar. Çevremizdeki insanlara “İyiyim, sadece biraz yorgunum” deriz. Oysa o yorgunluk bir türlü uykuyla, dinlenmeyle ya da bir fincan kahveyle geçmez. Çünkü dinlendirmeye çalıştığımız şey bedenimizdir; yorulan ise her an tetikte durmaktan bitap düşmüş zihnimizdir.
Bu sessiz yorgunluktan kurtulmanın yolu, dışarıdaki gürültüyü biraz olsun susturmaktan geçer. Her şeye yetişmek zorunda olmadığımızı, her bildirime yanıt vermek ya da her beklentiyi karşılamak zorunda kalmadığımızı kendimize hatırlatmaktır.
Belki de artık hayatın ritmini biraz yavaşlatma zamanıdır. Ekranları kapatıp, zihindeki o gizli sekmeleri tek tek kapatarak kendimize bir “durma” hakkı tanımak… Çünkü bazen en büyük şifa, hiçbir şey yapmama özgürlüğünü kendimize verebilmektir.
İlkay Uner