Maskelerin Ardındaki Buz Gibi Sessizlik

Maskelerin Ardındaki Buz Gibi Sessizlik
Tepki Ver

 

Maskelerin Ardındaki Buz Gibi Sessizlik

Herkesin birbirine sadece bir tık mesafesinde olduğu bu dünyada, neden kendimizi tarihin en yalnız nesli gibi hissediyoruz?

Yalnızlık eskiden fiziksel bir tek başınalıktı. Bugün ise binlerce takipçiyle dolu profil sayfalarında, bitmek bilmeyen grup sohbetlerinde bile hissedilen buz gibi bir sessizlikten bahsediyoruz. Ne acı değil mi? Elimizdeki değerin kıymetini görmeden, sessizce uzaklaşıyoruz ondan. O da bizi daha da derine, daha da koyu bir yalnızlığa hapsediyor.

Sosyal medya, kendimize kurduğumuz bir performans alanına dönüştü. Sürekli mutlu, sürekli başarılı görünme zorunluluğu, en temel ihtiyacımızın anlaşılma isteğimizin önüne geçti. Maske takan her birey, günün sonunda o anki derin boşlukla yüzleşiyor. Telefonunda yüzlerce numara olmasına rağmen, dertleşebileceği tek bir gerçek insan bulamamanın acısını yaşıyor.

Yalnızlık, belki de modern dünyanın bize dayattığı hıza yetişemediğimiz için aldığımız bir yara. Peki telefonu bir kenara bıraktığımızda, sadece kendimizle, etrafımızdaki insanlarla ya da yanımızdakiyle samimi bir sohbete başladığımızda bu yara iyileşmeye başlar mı?

Yalnızlık meselesini anlatırken İstanbul’un, denizin ve küçük insanın yazarı Sait Faik’e kulak vermemek olmaz. Meşhur Son Kuşlar kitabının sonunda der ki:

“Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, o gök mavisinde artık esmer lekeler görmeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarında, Toprak anamızın yeşil saçlarını da görmeyeceksiniz. Kuşları boğduk, ağaçları kestik. Sevgi kalmadı.”

Ve o meşhur cümlesiyle modern yalnızlığın tek panzehirini fısıldar bize:

“Her şey bir insanı sevmekle başlar.”

Bugün hissettiğimiz o derin boşluk, belki de insanı bir proje, bir profil, bir araç, bir “amaç” olarak görmeye başladığımızdan kaynaklanıyor. Oysa her şey gerçekten bir insanı sevmekle başlar. Gerçek bir sevgiyle, maskesiz, gösterişsiz, sadece “sen” ve “ben” diyebilmekle…

Belki de yalnızlığımızın en büyük ilacı, o eski, sade, sahici sevgiye geri dönmek. Telefonu kapatıp, göz göze bakabilmek. Birine “nasıl hissediyorsun?” diye gerçekten sormak. Ve o sorunun cevabını, acele etmeden dinleyebilmek.

Çünkü sevgi, bu buz gibi sessizliği eritebilecek tek şey.

İlkay Üner

Yazar Profili
ilkay Uner Yazar Tüm Yazılar

Araştırmacı Edebiyatçı Yazar

Kullanıcıya ait herhangi bir sosyal medya veya iletişim bilgisi bulunmamaktadır.

6 Yazı
4 Yorum Yapıldı
  • Sercan

    Her şey bir insanı sevmekle başlar.”

    Bugün hissettiğimiz o derin boşluk, belki de insanı bir proje, bir profil, bir araç, bir “amaç” olarak görmeye başladığımızdan kaynaklanıyor. Oysa her şey gerçekten bir insanı sevmekle başlar. Gerçek bir sevgiyle, maskesiz, gösterişsiz, sadece “sen” ve “ben” diyebilmekle…

    Belki de yalnızlığımızın en büyük ilacı, o eski, sade, sahici sevgiye geri dönmek. Telefonu kapatıp, göz göze bakabilmek. Birine “nasıl hissediyorsun?” diye gerçekten sormak. Ve o sorunun cevabını, acele etmeden dinleyebilmek.

    Çünkü sevgi, bu buz gibi sessizliği eritebilecek tek şey.
    Tebrik ederim.

  • Can Dabager

    Yazınız bir harika tebrik ederim.

  • Joker

    Muhteşem bir özet emeğinize sağlık 👏👏👏 çok doğru her bir kelimesi

  • Ferhat Durak

    Sosyal media insanları birleştirici bir araç olmadığını aslında yalnız bireyler haline dönüştürdüğünü çok güzel ele almışsınız çok bir anlatımla farkındalık oluşturmuşsunuz. Umarım bu farkındalığı çok kişi keşfeder ve bir özelleştiri yaparak o eski günlerdeki gibi sağlıklı iletişim kurulan bir toplum oluruz. Yüreğinize sağlık

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar