Ademoğulları, düşündüklerinin acısını çeker; gerçeğin değil.

Ademoğulları, düşündüklerinin acısını çeker; gerçeğin değil.

Ademoğulları, düşündüklerinin acısını çeker; gerçeğin değil.

Bu tek cümle, insanlığın en eski ve en derin yarasına parmak basıyor. Gerçek bir darbe vurduğunda acısı belli bir süre sonra diner. Yara kabuk bağlar, iz kalır ama hayat devam eder. Oysa düşünce… Düşünce o yarayı hiç kapanmayacak bir kangrene çevirir. Aynı sahneyi kafamızın içinde yüzlerce, binlerce kez tekrar oynatır. Her seferinde biraz daha büyütür, renklendirir, korkuyla, öfkeyle, pişmanlıkla süsler. Ve biz, kendi yarattığımız bu cehennemde yanarız.

Gerçek dışarıdadır; soğuk, çıplak ve çoğu zaman değişmez. Bir ihanet, bir kayıp, bir başarısızlık… İşte o kadar. Ama düşünce devreye girer girmez hikâye başlar. “Ya olsaydı?” “Neden ben?” “Bir daha asla…”  “Herkes beni yargılıyor…” gibi zehirli fısıltılar zihnimizi sarar. Gerçek bir bıçak yarası bırakır; düşünce ise o bıçağı defalarca saplar, her seferinde biraz daha derine.

İnsanlık tarihinin en büyük işkencecisi dışarıdaki düşmanlar değil, kendi zihnimizdir. Savaşlar, felaketler, hastalıklar gelir geçer; ama zihin, o acıyı sonsuza dek canlı tutar. Depresyonun, anksiyetenin, bitmeyen öfkenin temelinde yatan şey de budur: Gerçek değil, gerçeğe kattığımız yorumdur.

Peki bu acımasız tespit aynı zamanda muazzam bir özgürlük kapısı değil midir?

Evet, gerçeği değiştiremeyiz. Ama düşüncemizi değiştirebiliriz. Acının kaynağı dışarıdaysa elimiz kolumuz bağlıdır. Fakat kaynak içimizdeyse, anahtar da cebimizdedir. Farkındalıkla, meditasyonla, doğru sorularla o zehirli düşünce döngüsünü kırabiliriz. “Bu gerçekten doğru mu?”, “Bu düşünce bana hizmet mi ediyor yoksa beni zehirliyor mu?” diye sorabiliriz.

“Ademoğulları, düşündüklerinin acısını çeker; gerçeğin değil.” cümlesi bu yüzden hem acımasız hem de şifalıdır. Bizi kendi zindanımızın gardiyanı olduğumuz gerçeğiyle yüzleştirirken, aynı anda “Kapıyı aç, dışarı çık” der.

Ademoğulları… Bizler, acımızın mimarıyız. Ama aynı zamanda kurtuluşumuzun da mimarıyız.

Gerçek acısı sınırlıdır.
Düşüncenin acısı ise sınırsızdır…

Ta ki biz o düşünceyi susturana dek.

Kadirhan Türkoğlu olarak ben bir kez daha kalemimle bu gerçeğin en çıplak halini önünüze serdim. Gerisi bize kalmış: Ya o acıyı sonsuza dek zihnimizde çoğaltacağız ya da düşünceyi susturup, gerçeğin sükûnetinde huzur bulacağız. Seçim, her zaman olduğu gibi, bizim.

Kadirhan Türkoğlu

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar