Milli Takım neden kaybetti? Baskının Futbola Galibiyeti! B. Ergin Borobey yazısı.
Baskının gölgesinde kaybolmak…
Türk Milli Takımı’nın turnuvadaki performansını yalnızca skorlar üzerinden okumak büyük bir hata olur. Çünkü bazen futbol, teknik analizlerden çok insan psikolojisinin sahaya yansımasıdır. Montella aslında birçok şeyi doğru yaptı ancak Milli Takım’ın yapısal eksiklikleri sahadaki planlarını kısmen sınırladı. Örneğin güçlü ve tecrübeli forvet eksikliği…
Çok istemek de bazen bir yüktür
Maçların ardından en kolay yorum şudur: “Yeterince istemediler.” Oysa sahadaki görüntü tam tersini söylüyordu. Bu takım fazlasıyla istedi. Belki de sorun tam olarak buydu. Futbolda arzu ile panik arasındaki mesafe bazen birkaç dakikadır. Eski bir futbolcu olarak şunu söylemek istiyorum; Bir şeyi gereğinden fazla istemeye başladığınızda, oyunun doğal akışını kaybedersiniz. Oyun kontrolden çıkar, kazanma arzusu, doğru kararların önüne geçer.
Planın yerini duygular alınca
Büyük takımlar ve büyük oyuncular, baskı altında bile plana sadık kalabilenlerdir. Hücum etmek isterken savunma dengesini korumak, risk alırken güvenliği elden bırakmamak gerekir. Çünkü özgür futbol ancak sağlam bir zemin üzerinde oynanabilir. Türkiye ise zaman zaman bu zemini oyun içinde kaybetti. Özellikle erken gelen gol, sadece skoru değil, oyun aklını da etkiledi. Türkiye henüz maça yerleşemeden gelen golün ardından oyunu değil sonucu düşünmeye başladı. Bu da doğal olarak baskıyı büyüttü. Her dakika biraz daha ağırlaştı o yük.
Kendin Olamadığında…
Futbolda en tehlikeli an, rakibin sizi yenmesinden ziyade kendi oyununuzdan uzaklaşmanızdır. Milli takımın yaşadığı da buydu. Sahada yetenek eksikliği değil, zihinsel sıkışmışlık vardı. Oyuncuların kalitesi değişmedi, ancak üzerlerindeki beklenti, onların doğal oyunlarını oynamalarına izin vermedi. Belki de bu turnuvadan çıkarılacak en büyük ders şu: Bazen kazanmak için daha fazla istemek değil, doğru şeyi sakinlikle yapmaya devam etmek gerekir.
94’teki gibi bir duygusal kopuş bekliyorduk
Aslında kaybettiğimiz şey sadece bir futbol maçı değildi. Bu takımın etrafında uzun zamandır büyüyen bir hikâye vardı. Gençlerdi, yetenekliydiler, cesurlardı, inanıyorlardı. Bize yıllardır özlediğimiz o duyguyu yeniden hatırlatıyorlardı. Bu yüzden milyonlarca insan sonuçtan çok daha fazlasını bekliyordu. Belki de bu yüzden yenilgi bu kadar can yaktı. Çünkü hepimiz, futbolun bazen mantığı yenebileceğine inanmak istemiştik.
1994 Dünya Kupası’nı hatırlayalım… O turnuva sadece kupayı kazananların değil, kalplerde iz bırakanların da turnuvasıydı. Dünyanın dört bir yanında insanlar futbolun hâlâ bir masal yazabileceğine inanıyordu. Biz de bu yaz öyle bir hikâyenin peşine düştük.
Evet, üzgünüz…
Çünkü bu takımın yeteneğine değil, hikâyesine inanmıştık. Ama olmadı.
B. Ergin Borobey